Siyaset bilimci Dr. Murat Yılmaz, AK Parti’nin kuruluşunun 25. yılında, partinin kuruluşuna giden süreci ve 25 yıllık süreçte attığı önemli adımları AA Analiz için kaleme aldı. 14 Ağustos 2001'de kurulan Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) bugün 25. yaşını kutluyor. AK Parti, Fazilet Partisi içindeki "yenilikçi" kanadın parti yönetimi tarafından dışlanması ve Fazilet Partisi’nin kapatılmasının ardından, bu gruba dışarıdan katılan siyasi aktörlerin de dahil olmasıyla yeni bir siyasi oluşumun partileşmesi sonucunda kuruldu. İki büyük ekonomik kriz, yolsuzluk ve hukuksuzluğa bulaşmış bürokrasi ve siyaset sınıfı karşısında bunalan üretici orta sınıfa ve yükselen yeni müteşebbislere dayanan parti, kısa sürede iktidar adayı olarak görülmeye başlandı. Kurulduktan sonra, kapatılma tehdidi, seçimlere katılmasının engellenmesi ihtimali ve karizmatik kurucu genel başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yasaklı bir siyasetçi olmasına rağmen dağılmayan AK Parti, bu gelişmeler ışığında Türk siyasetinin mühim bir aktörü olacağının işaretini veriyordu. AK Parti’nin kuruluşuna yol açan gelişmeler, Refah Partisi içinde yaşanan bir ayrışmanın sonucuydu. Refah Partisi lideri Necmettin Erbakan ve onunla hareket eden grubun, partiye verdiği istikametten memnun olmayan bir grup milletvekili, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın etrafında “yenilikçiler” olarak adlandırılan bir hareket oluşturdu. Yeni kurulan Fazilet Partisi’nin başına Erdoğan’ın getirilmesini isteyen “Yenilikçi Hareket”, Erbakan engeline takıldı. Bu arada Erdoğan’ın Siirt’te okuduğu bir şiir dolayısıyla 1 yıl hapis cezası almasıyla, siyasetten menedildiği bir döneme girildi. Erdoğan, hapse girerken yenilikçiler, Fazilet Partisi içinde mücadeleye devam ettiler. Erbakan’ın ve Milli Görüş geleneğinin “ak saçlılarının” adayı Recai Kutan’ın karşısına, Erdoğan hapiste olduğu için Abdullah Gül yenilikçilerin müşterek adayı olarak çıktı. Medeni ve demokrat bir ortamda gerçekleşen başkanlık seçiminde, yenilikçiler 633’e karşı 521 oyla kaybetti. Gelenekçiler bu noktada bir hata yaparak genel başkanlık dışında karar organlarında da blok listede ısrar ederek, yenilikçileri parti karar organlarından tamamen dışladı. Yenilikçiler bu durum karşısında ne yapacaklarını tartışırken Fazilet Partisi, Refah Partisi’nin devamı olduğu gerekçesiyle kapatıldı. Böylece yenilikçi hareketin önü açılmış oldu. Refah Partisi ve Fazilet Partisi içinde bu gelişmeler olurken Türkiye büyük bir iktisadi ve siyasi kriz yaşıyordu. Geleneksel merkez partiler, bu krizin müsebbipleri olarak zemin kaybederken söz konusu siyasi yapıların lider sultası altında kendilerini yenilemesi mümkün olmadı.
Konuya ilişkin edinilen son bilgilere göre; Bu ortamda, yenilik arayışında olan merkez partilerden bazı milletvekilleri ve mahalli siyasetçiler de "Yenilikçi Hareket"e katıldı. Böylece Yenilikçi Hareket, sadece Milli Görüş geleneğinden gelenlerin arayışı olmakla kalmadı, Türkiye’nin yenilenme ve demokrasi arayışının taşıyıcısı bir harekete dönüştü. Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde yürütülen partileşme çalışmaları, 1 Ağustos 2001’de Afyon’da gerçekleştirilen toplantının ardından hız kazanırken, farklı toplumsal ve siyasal kesimlerden isimlerin yer aldığı 121 kişilik Kurucular Kurulu ile parti, 14 Ağustos 2001’de kuruluşunu ilan etti. AK Parti, çeşitli partilerin milletvekillerinden oluşan bir grupla Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) 21. yasama dönemi faaliyetlerine katıldı. AK Parti gerek TBMM içinde gerekse meclis dışındaki faaliyetlerinde yenilenme, reform ve demokratikleşme misyonunu taşıyabilecek siyasi parti olduğunu gösterecek bir performans sergiledi. AK Parti, 3 Kasım 2002’deki erken genel seçimlere giderken kamuoyunda yükselen desteğine rağmen birçok anti-demokratik engellemeyle karşılaştı. Kapatılma tehdidinden, AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın milletvekili seçimlerine girememesi ve hatta seçimleri kazansa bile hükümet kurma hakkının AK Parti'ye verilmeyeceği iddialarına kadar sorunlarla karşı karşıya geldi. Medyanın bazı kesimlerinin aleyhteki yoğun yayınlarına rağmen, AK Parti’nin sandıktan yüzde 34 oyla birinci parti olarak çıkması engellenemedi. AK Parti seçimlerdeki bu başarısıyla, sadece bir lider partisi olmadığını da göstermiş oldu. Peki ama AK Parti'yi kuruluşundan 14 ay sonra iktidara getiren dinamikler neydi? AK Parti, Türkiye halkının hangi talebine cevap veriyordu? Kurulduğu dönemin 39. partisi olan AK Parti'yi, diğer partilerden ayıran neydi? AK Parti hangi siyasi/sosyal geleneğe ve tabana oturuyordu? AK Parti, dini referansların belirgin olduğu bir siyasi gelenekten gelmesine rağmen, kuruluşuyla birlikte kendisine yönelik dini kimlik üzerinden tanımlamaları benimsemedi ve siyasi kimliğini “muhafazakar demokrat” olarak tanımladı. AK Parti, bu şekilde hem dünyaya hem Türkiye'ye net bir şekilde klasik demokratik sistemin bir partisi olarak konumlanma arzusunda olduğu mesajını verdi. Bilahare de bu mesaja uygun bir politik hatta ilerledi. Siyasi kriz konularında genel olarak kutuplaşma ve sonuna kadar germe politikaları yerine, yumuşak ve adım adım yoklayarak ilerleme yolunu tercih etti. Bu tercih, AK Parti'nin dayandığı orta sınıf ve yeni müteşebbis burjuvazinin, muhafazakar ama kararlı karakterini de yansıtıyordu.
AK Parti bu muhafazakar demokrat tavrını pratiğin dışında bir teorik temele oturtacak hamleler de yaptı. Bu şekilde AK Parti, 3 Kasım seçimlerinden sonra ortaya çıkan siyasi tasfiye ve yeniden yapılanma sürecinde ideolojik bir hegemonya kurmaya yöneldi ve bu hususta önemli mesafe de aldı. 28 Mart 2004 mahalli idareler seçimlerinde AK Parti oyunu yüzde 40'ın üzerine taşıdığı gibi, sonuçlar AK Parti'nin rakipsizliğini de gösterdi ve yolunu açtı. AK Parti'nin ortaya çıktığı ortam, yaygın ve genel bir hoşnutsuzluğun, sessiz ama güçlü bir toplumsal tepkinin ve siyasi bir çıkış arayışının damgasını vurduğu, yakın tarihimizde benzerini 1930 Serbest Fırka ve 1946 Demokrat Parti yıllarında gördüğümüz birçok yönden benzer bir siyasi atmosferi ifade ediyor. Sosyo-ekonomik tabanı bakımından da AK Parti, önemli ölçüde bu iki eski partinin seçmen kitlesini oluşturan sosyolojik dokuya ve siyasi geleneğe dayanıyor. Türkiye siyasi tarihi, ekonomik ve sınıfsal tabanları birbirine zıt iki ana siyasi akımın mücadelesinin tarihi şeklinde okunabilir. Şerif Mardin’in “merkez” ile “çevre” olarak kavramsallaştırdığı bu iki ana gücün mücadelesinde AK Parti’nin yerini nerede aramamız gerektiği açık. Bu kavramsallaştırmayı Emre Kongar “devletçi-seçkinci” kesimle “gelenekçi-liberal” kesim arasındaki mücadele; İdris Küçükömer ise “Batıcı-laik” kesimle “Doğucu-İslamcı” kesim arasındaki mücadele olarak ifade etmektedir. AK Parti, İttihat ve Terakki’den bu yana iktidarı elinde bulunduran, Kazım Berzeg’in “eski sınıf” olarak tanımladığı ayrıcalıklı kesimlerin dışında veya vesayeti altında kalan toplum kesimlerinin temsilcilerinden veya sözcülerinden biri olma konumundadır. Başka bir deyişle AK Parti’nin ister istemez içinde yer aldığı gelenek, asker ve sivil bürokrasi ile onlarla organik ilişki içinde bulunan iş dünyası, medya ve “ilmiye”den oluşan “devletçi-seçkinci” kesimin dışında kalan tüm toplum kesimlerini içine alabilecek geniş bir yelpazeyi ifade etmektedir. Bu anlamda Demokrat Parti’den (DP) AK Parti’ye uzanan süreçte “çevre” partilerinin karşılaştığı siyasal direnç, bu partilerin “merkez”in sahip olduğu ayrıcalıkların toplumun daha geniş kesimleriyle paylaşılması talebini siyasal alana taşımalarıyla ilişkilidir. AK Parti’nin karşılaştığı engelleme girişimleri de bu tarihsel süreklilik içinde değerlendirilmelidir. Son 25 yılda değişen Türkiye, AK Parti ve tartışmasız lideri Erdoğan ile birlikte bölge ve dünya şartlarına uyum sağlayan siyasi bir kabiliyet ve liderlik gösterdi. 24 yıllık iktidar döneminin sağladığı siyasi istikrar, tecrübe ve Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın risk alabilen dengeli siyasi liderliği, Türkiye’yi 27 Mayıs 1960 darbesiyle içine girdiği vesayet rejimi ve darbe sarmalından kurtardı. Son olarak, Terörsüz Türkiye sürecinde görüldüğü üzere Türkiye’nin temel meselelerinde seçilmiş meşru siyasi otoritenin karar verici olduğunu gösterdi. Türk dış politikasında ve savunma politikasında stratejik özerkliği inşa etti. Ordunun ve istihbaratın demokratik sivil idarenin denetimi altında profesyonel kapasitesinin artırılması, savunma sanayindeki muazzam başarılar ve enerji politikaları Türkiye’yi uluslararası hiyerarşide daha yukarılara yükseltti. Bu noktada AK Parti’nin bugün hala Türkiye’nin en büyük partisi ve gelecek seçimlerin iktidar adayı olarak görüldüğünü söylemek yanlış olmaz. *Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir. Fenerbahçe'nin yeni transferi Belçikalı futbolcu Romelu Lukaku için Chobani Stadı'nda imza töreni düzenleniyor Hyundai IONIQ 3 Seri Üretim Başlangıç Töreni Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır.Abonelik için lütfen iletişime geçiniz. Ajans Türk editörleri gelişmelerin detaylarını aktarmayı sürdürüyor.
Yorumlar
Bu haber henüz yorumlanmadı. İlk yorum yapan siz olun!