SHOW TV'de ekrana gelen, yapımcılığını MF Yapım'ın üstlendiği 'Muhtemel Aşk' dizisinin kadrosunda Ayça Ayşin Turan (Defne), Ekin Koç (Kadir), Feyyaz Şerifoğlu (Tolga), Cansel Elçin (Levent), Evrim Doğan (Mine), Hayal Köseoğlu (Melis), Müge Bayramoğlu (Özlem), Ege Erkal (Yiğit), Bahtiyar Memili (Selim), Melis Minkari (Zeynep), Selen Domaç (Suzan), Melisa Berberoğlu (Leyla), Tugay Erdoğan (Yavuz) ve Özgür Berber (Oğuz) gibi birbirinden başarılı isimler yer alıyor. Bu akşam 9'uncu bölümüyle ekranlara gelecek olan 'Muhtemel Aşk'ın Mine'si Evrim Doğan, hem diziyi hem de oyunculuğu anlattı. Ankara’da doğdum. Eskişehir Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü mezunuyum. Tiyatro kökenliyim ve oyunculuk benim için sadece bir meslek değil, aynı zamanda hayata bakma biçimi. Bir oyuncu olarak hem kamera önünde olmak hem de tiyatroda sahne üzerinde olmak beni mutlu ediyor. İkisinin de kendine özgü bir heyecanı ve beslediği farklı bir tarafı var. Sanırım en büyük şanslarımdan biri, sevdiğim işi yapıyor olmak. İnsanın sevdiği işi yapması gerçekten büyük bir şans. Oyunculuk benim için, kâğıt üzerinde yaratılmış bir insanın hayatına girip bir süreliğine onun gözlerinden dünyaya bakabilmek demek. O karakteri yargılamadan, anlamaya çalışarak yaratmak… Çünkü bana göre oyunculuk, karakterleri iyi ya da kötü diye sınıflandırmadan, katmanlandırmak; bütün eylemlerini ve davranışlarını anlamaya çalışmak demek. Bir karakterin yaptığı her şeyin altında bir neden, bir duygu, bir geçmiş var. Oyuncunun işi de biraz o katmanları keşfetmek. Her karakter ve her yeni proje, yaşınızla, deneyiminizle, hayatınızla birlikte sizi de değiştiriyor. Dolayısıyla aynı karakteri yıllar sonra Evrim bambaşka yorumlayabilir. Çünkü hayat tecrübeniz, bakış açınız, dünyayı algılama biçiminiz değişiyor. Bence oyunculuğu canlı ve heyecanlı yapan şeylerden biri de tam olarak bu. Daha önce de söylediğim gibi, Mine’yi anlamaya çalışırken öncelikle onun hayata bakışını keşfetmeye çalıştım. İki çocuğu olan, hayatın sorumluluklarını büyük ölçüde tek başına üstlenmiş, fedakar bir kadın. Ama benim için önemli olan Mine’yi sadece bu özellikleriyle tanımlamamaktı. Bir kadın olarak onun arzularını, zaaflarını, öfkelerini, mizahını ve hayattan beklentilerini anlamaya çalıştım. Mine’i sadece bir anne olmaktan çıkarıp; bir sevgili, bir kardeş ve bütün bunların ötesinde kendi arzuları ve ihtiyaçları olan bir kadın olarak algılamaya çalıştım. Çünkü biz kadınlar hayatta aynı anda çok fazla şeyi temsil ediyoruz. Çalışıyoruz, üretiyoruz, seviyoruz, bazen yalnız kaldığımızda kendi başımıza ayakta durmaya çalışıyoruz, birçok konuda fedakarlık yapıyoruz. Yani aslında hepsiyiz. Mine’yi yaratırken de onun bütün bu taraflarını bir arada tutmaya çalıştım. Öncelikle projeyi ilk okuduğumda, Türk seyircisinin böyle romantik komedi ve eğlenceli hikayelere ihtiyacı olduğunu düşündüm. Aslında hepimizin ihtiyacı var. Beni güldüren, eğlendiren bir hikayenin seyirciyi de eğlendireceğine ve onlarla bir bağ kurabileceğine inandım. Ama sadece hikayeye bakmadım.
Konuya ilişkin edinilen son bilgilere göre; Bu hikayenin taşıyıcı kolonları olan senaryoya, senaristlere, yapım ekibine ve yönetmene baktığımda bütün güçlerin çok doğru bir yerde toplandığını düşündüm. Bu projeye dahil olmamdaki en büyük etkenlerden biri de buydu. Şimdi geriye dönüp baktığımda ise ayrıca şükrettiğim bir şey var: Hem çalışma arkadaşlarım hem de Mine hayatıma çok fazla enerji, renk ve heyecan katıyor. Tıpkı 'Muhtemel Aşk’taki gibi; hayatın kendisinde de biraz gülmeye, eğlenmeye ve heyecan duymaya ihtiyacımız var. Mine’nin anneliğinde beni en çok etkileyen şey, fedakarlığının çok görünür olmaması. Anneler, benim annem de dahil olmak üzere, çocuklarını çok severken çoğu zaman yaptıkları fedakârlıkları hayatın doğal bir parçası gibi yaşıyorlar. Ama çocuklarını çok seven bir kadının kendisi için de bir hayat istemesi son derece insani. Bence Mine’nin Levent’e duyduğu duygusal bağ da bize onun bu yanını oldukça güçlü bir şekilde gösteriyor. O sadece çocukları için yaşayan bir anne değil; seven, arzulayan, heyecanlanan ve kendisi için de bir hayat isteyen bir kadın. Tabii ki de var. Öncelikle benzer yaşlarda kadınlarız. Hayatı sevme ve sahiplenme biçimimizde, hayatla mücadele etme şeklimizde ve duygularımızı gösterme biçimimizde birbirimize benzeyen taraflarımız olduğunu düşünüyorum. İkimiz de yalnızız ve ikimiz de hayata, aşka ve yeni ihtimallere açığız. Sanırım Mine’le aramızdaki en güzel ortaklıklardan biri de bu: Hayat ne getirirse getirsin, kalbimizi tamamen kapatmış değiliz. İkimiz de muhtemel aşklara açığız. (Gülüyor) Burada PR ekibimizin başarısını es geçemem. Gerçekten çok çalışıyorlar; gündemi, trendleri ve sosyal medyada öne çıkan konuları çok yakından takip ediyorlar. Bence bizim sosyal medyada bu kadar konuşuluyor olmamızın en büyük etkenlerinden biri de bu. Bir de ekip olarak kamera arkasını paylaşma konusunda kimsenin çekingen davranmadığını düşünüyorum. Herkes işin eğlenceli tarafını, setin enerjisini ve kamera arkasındaki anları çok güzel bir şekilde paylaşıyor. Bu da seyircinin sadece diziyi değil, bizi ve setin atmosferini de tanımasını sağlıyor. Bence bu samimiyet ve görünürlük sosyal medyadaki etkileşimimizi de çok ciddi şekilde artırıyor. Dolayısıyla başarının sırrında hem hikayenin kendisinin hem de onu seyirciyle buluşturan ekibin büyük payı var. Tabii ki bir oyuncu olarak seyircinin ne hissettiğini merak ediyorum. O yüzden yorumları okumak benim için de keyifli. Ama oyunculuğumu ya da karakterimin yönünü yorumlarla ölçmüyorum. Çünkü bugün çok sevilen bir şey, yarın bambaşka türlü karşılanabilir. Önemli olan benim karakterimle kurduğum ilişki ve yaptığım işin arkasında durabilmem. Güzel yorumlar tabii ki beni mutlu ediyor, ekstra da enerji veriyor. Ama olumsuz bir yorum da beni yıkmaz.
Aksi halde direksiyon bende olmaktan çıkar. Maalesef aram iyi. “Maalesef” diyorum çünkü bazen zamanımın büyük bir kısmını aldığını fark ediyorum. Bir oyuncu olarak sosyal medyanın bizim vitrinimiz olduğunun da farkındayım. Mümkün olduğunca orada seyirciyle iletişim kurmak ve bağımı sürdürmek için kullanıyorum. Ama sosyal medyanın hayatın kendisi olmadığını da unutmamak gerekiyor. Gerçek hayattaki ilişkilerim, sohbetlerim, üretmek ve yaşamaya olan ilgim tabii ki sosyal medyada görünür olmaktan çok daha önemli. Sosyal medya benim hayatımın bir parçası olabilir ama hayatımın kendisi değil. Cansel, bu işte tanıştığım ve çok sevdiğim, çok değer verdiğim bir oyuncu oldu. Karşılıklı çok keyif alarak oynuyoruz. Bazen sahne içinde yazılmış cümlelerin dışında göz göze gelip doğaçlamalar yapıyoruz ve bu da çok hoşuma gidiyor. Birbirimizi besliyor, büyütüyor ve karakterlerimizi birlikte katmanlandırıyoruz. Çok iyi bir partnerle çalışmak sahneyi çok daha organik hale getiriyor. Oyun alanınız genişliyor, birbirinizden yeni şeyler öğreniyorsunuz. Setimiz çok eğlenceli, çok keyifli. Yine bu sette Cansel gibi çok kıymetli oyuncu arkadaşlarım var… Hayal, Selen, Bahtiyar, Ege… Ayça’yla daha önce de birlikte çalışmıştık, çok disiplini özel bir oyuncu Ayça, birbirimizi bulunca yine sımsıkı sarıldık… Ekin ve Feyyaz’la da birlikte olmak büyük şans benim için. Setin enerjisi taşıyor. İşimiz gerçekten yoğun, evet. Ama bütün bu yoğunluğa rağmen sette çok sıcak, çok eğlenceli bir atmosferimiz var. Birbirimizi besliyor, enerjimizi yükseltiyor ve birbirimize gerçekten kıymet veriyoruz. Bence bu da doğrudan yaptığımız işe yansıyor. 'Muhtemel Aşk'ın 9'uncu bölümünde; geçirdiği kazanın ardından gözlerini açan Defne, herkesi şaşkına çeviren bir sürprizle karşılaşır: Hafızasının bir kısmını kaybetmiştir ve Kadir'i kocası sanmaktadır! Doktorun uyarısına göre hafızası birkaç gün içinde geri gelecektir, kimse Defne'ye yeni bir şok yaşatmamalıdır. Kendini Kadir'in eşi sanan Defne, Kadir'in evine gider ve bu süreçte orada kalır. Tolga ise bu durum karşısında delirir. Defne'ye gerçekleri söylemek için çareler arar. Kadir ise bir yandan Defne'nin yanında olmaya çalışırken bir yandan da bu beklenmedik ''evlilik'' durumunu nasıl yöneteceğini bilemez. Defne'nin eve gelişi ve Selma'nın karşı çıkışlarıyla herkes diken üstünde bu oyuna dahil olmak zorunda kalır. Fakat Leyla'nın ortaya çıkışı işleri daha da karıştırır. Defne ile Kadir'in yaşadıkları bu tuhaf "evlilik" oyunu, ikisini hiç beklemedikleri bir yakınlaşmanın içine sürüklerken, hafızanın geri dönmesiyle birlikte bütün dengeler bir kez daha değişecektir. Ajans Türk editörleri gelişmelerin detaylarını aktarmayı sürdürüyor.
Yorumlar
Bu haber henüz yorumlanmadı. İlk yorum yapan siz olun!