TBMM'ye çözüm süreci ile ilgili sunulan çerçeve yasa teklifi hukuki açıdan olduğu kadar olası siyasi sonuçları açısından da tartışılıyor. Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi, 5 Ağustos Çarşamba günü 360 milletvekilinin imzasıyla Meclis Başkanlığına sunulmuştu. 12 maddelik teklif, PKK/KCK'nın fiili varlığına son vermesi ve silahlarını teslim etmesinin güvenlik kurumlarınca tespiti ile bunun MGK teyidinin Resmi Gazete'de yayımlanması şartıyla belirli terör suçlarında soruşturma, kovuşturma ve infazların ertelenmesini içeriyor. Cumhur İttifakı, Abdullah Öcalan ve DEM Parti yasa teklifinin bir ilk adım olduğunu ve arkasının geleceğini belirtiyor. DW Türkçe'den Gülsen Solaker'e konuşan Siyaset Bilimci Berk Esen, iktidarın 2010 anayasa referandumundan bu yana barış ve demokrasi söylemi etrafında sunduğu her önemli değişiklikte daha fazla yetki talep ettiğine dikkat çekerek sözlerini şöyle sürdürüyor: "Her seferinde bir kesim bu önerilerin çeşitli sorunlar taşıdığını kabul etmekle birlikte, barış ve demokrasi hedefi adına sorgulanmadan desteklenmesi gerektiğini savunuyor. Sonuç ise istisnasız aynı oluyor: İktidarın elinde daha fazla güç toplanıyor, muhalefetin hareket alanı ise daha da daralıyor." Esen, yasanın PKK'nın silah bırakması karşılığında kısmi bir af öngördüğünü, ancak Kürt sorununa dair tek satır bulunmadığını belirterek teklif metninde demokratikleşme yönünde herhangi bir adım, beklenti yaratacak bir söz ya da öneri de yer almadığını savunuyor. Esen, sürecin yaklaşık iki yıllık döneminde DEM Partili belediyelere kayyum atandığını, Selahattin Demirtaş ve diğer Kürt siyasetçilerin serbest kalmadığını, Anayasa Mahkemesi kararlarının çiğnendiğini ve ana muhalefet partisinin de sert baskı altında tutulduğunu ifade ediyor. PKK'nın silah bırakmasına aklı başında kimsenin karşı çıkamayacağını belirten Esen'e göre bir de sorun da sürecin Meclis neredeyse tamamen izole şekilde tutularak ve toplumsal boyutuna hiç değinilmeden yürütülmüş olması. Yasanın demokratikleşme başta olmak üzere bazı eksikleri olduğunu kabul eden kesimlere göre ise bu daha bir ilk adım ve arkası gelecek. Yasadaki eksikliklere dikkat çeken DEM Partili siyasetçiler son İmralı ziyaretinde Abdullah Öcalan'dan "Bin kilometrelik yol bir adımla başlar. Henüz her şey çözülmüş değildir. Ancak negatif yaklaşmayı gerektiren bir durum da yoktur" mesajı getirmişti. İktidar milletvekilleri de TBMM'nin ekim ayında başlayacak yeni yasama döneminde yeni düzenlemeler yapılacağının işaretini veriyor. Kürt Çalışmaları Merkezi Direktörü Reha Ruhavioğlu, 40 yıl savaşmış bir örgütün feshi, eve dönüşü ve topluma entegresinin tek bir yasayla olmasını beklemeyi çok gerçekçi bulmayarak şunları söylüyor: "Bu yasa belki kimseyi tam memnun etmeyecek ama iş görmek, yol yürüyebilmek için yeterli olacak. Yasanın kendisi de bir adım ve bundan sonra çok daha başka adımlar göreceğiz." Teklif, PKK/KCK'nın kurucu kadrolarını ve İmralı'da hükümlü bulunan Abdullah Öcalan'ı kapsam dışında tutuyor. Yasa teklifinin şartlı ve zamana yayılan yapısı da tartışılan konular arasında.
Konuya ilişkin edinilen son bilgilere göre; Berk Esen bu tartışma ile ilgili şunları söylüyor: "Yasa teklifini okuduğunuzda demokratikleşmeye dair hiçbir şey yok, uzun vadeli hiçbir söz yok; bütün kararları ise Cumhurbaşkanı verecek. Cumhurbaşkanı 'PKK silah bırakmadı' derse yasa askıda kalacak, 'silah bıraktı' derse işleyecek. Dolayısıyla ona müthiş bir alan açılıyor." Esen, Erdoğan'ın önümüzdeki 6 ay ya da bir yıllık süre zarfında bu süreci istediği şekilde kullanmasına uygun bir zemin oluştuğunu söyleyerek, sürecin öne çıkan iki aktörünün "her şeyi kontrol eden Erdoğan ve bu süreçle birlikte tam anlamıyla meşru bir siyasi aktör haline getirilen Öcalan" olduğunu kaydediyor. Süreçte yasadaki düzenlemeler için nihai kararı Milli Güvenlik Kurulu (MGK) ve dolayısıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan verecek. Ruhavioğlu da sürecin tamamen Erdoğan'ın istediği tempoda devam ettirildiğini söyleyerek bunun bir nedenini aradaki "asimetrik güç ilişkisine" bağlıyor. Erdoğan'ın örgüte karşı daha güçlü pozisyonda olduğuna dikkat çeken Ruhavioğlu, şöyle konuşuyor: "Erdoğan biraz her adımı yönetebilmek istediğinden, biraz 2013-2015 çözüm sürecinden ağzı yandığından, oradan dersler aldığından, biraz seçim hesapları yaptığından, bütün hesapları bir araya getirdiğinden dolayı sürecin hızına kendi karar veriyor." AK Parti'nin negatif siyasi sonuçları kontrol etmek için süreci çok adımlı hale getirdiğini söyleyen Ruhavioğlu'na göre ise bu yaklaşım bilinçli. "Mesela kanun çıkacak ama MGK kararı beklenecek. Sonra örgüt silah bırakacak, azar azar eve dönüşler olacak ve o esnada Türk kamuoyunun tepkisi ölçülecek. Süreç siyasi riskler azaltılacak şekilde adımlandırılıyor." Ruhavioğlu, bu noktada siyasi yasaklara da dikkat çekiyor ve eve dönecek olanlarla ilgili siyaset yapma yasağı gibi bir suç erteleme bulunduğunu ve bunun bir başvuruyla tekrar gözden geçirilebileceği söylendiği tarihin de 2 ya da 3 yıl olduğuna işaret ediyor. "AK Parti bu insanların siyasete katılmasını en azından önümüzdeki seçim için istemiyor. Yaratacağı siyasi sonuçları görmek istemiyor" diyen Ruhavioğlu, eve dönüşlere ilişkin olabilecek tepkilerin de zaman içinde sönümlenebileceğinin hesaplanmış olabileceğini, ama nihai olarak siyasetten eve dönüşlerin krizsiz olduğu bir senaryonun en çok AK Parti'ye yarayacağını not düşüyor. Yasa teklifi ile ilgili tartışılan bir başka konu ise iktidarın bir hedefinin de muhalefet partileri arasında bölünmüşlük yaratmayı amaçlayıp amaçlamadığı.
İYİ Parti, Zafer Partisi, Anahtar Parti ve Yeniden Refah Partisi gibi partiler yasaya sert tepki verirken CHP'de Kemal Kılıçdaroğlu yönetimi teklifi görmeden imzalamıştı. Özgür Özel liderliğindeki YENİ Parti ise imza atmamış ancak eleştirilerini yaparak destek olacağını açıklamıştı. Esen, bu süreçle Erdoğan'ın Kürt siyasi hareketi karşısında istediği her tavizi alabileceği geniş bir alanın açıldığını söyleyerek bu tavizin seçimlerde, anayasa değişikliğinde ya da YENİ Parti'ye baskı sürecinde "sessizlik kazanmak amacıyla" kullanılabileceğini belirtiyor. Esen'in muhalefet içindeki dengelere ilişkin öngörüleri ise şöyle: "Kürt siyasi hareketi 'üçüncü yol' diyerek ana muhalefetten uzaklaşacak. İYİ Parti ve Zafer Partisi yasayı ülkeye ihanet olarak lanse edip yine ana muhalefetten uzaklaşacak. Muhalefet partisi ortada; bir yandan bu iki gruba yanıt yetiştirirken bir yandan CHP'den gelen saldırılarla, bir yandan da iktidarın yargı operasyonlarıyla karşı karşıya kalacak ve tabanını genişletemeyip seçimi kaybedecek bir güzergaha girecek." Ruhavioğlu ise muhalefet kesimlerinin sürecin başarısını otomatik olarak Erdoğan'ın zaferi olarak görmesini eleştiriyor ve şunları söylüyor: "Erdoğan'ın siyasi zaferi senaryosunu muhalefet cephesinin niye bu kadar hızlı satın aldığını anlamıyorum. Çünkü, matematiği masaya koyalım, Erdoğan 2023'te seçimi zor kazandı ve 2028'de işi daha da zor. Muhalefet 2023 seçimini hiç olmayacak şekilde kaybetti. 2028'de YENİ Parti etrafında bir blok oluşturulabilirse Erdoğan'ın işi yine zor." Ruhavioğlu, Erdoğan'ın seçimi kazanmayı kendisi için daha kolay hale getirebilecek bir anayasa değişikliğini bu kadar kısa sürede tercih etmeyeceğini ve TBMM'den erken seçim kararı aldıracağını da düşünüyor. Yasa teklifinin siyasi sonuçlarına ilişkin farklı senaryolar ve ihtimaller tartışılırken, DEM Parti'nin 20 Eylül'de yapacağı kongre ile yeniden yapılanması, ismini değiştirmesi de bekleniyor. Düşünülen isimlerden biri Demokratik Cumhuriyet Partisi. Kürt siyasi hareketi için önemli bir aktör olan Selahattin Demirtaş'ın cezaevinden çıkması ve siyasete katılması durumunda ise dengelerin yine etkilenmesi söz konusu. Ajans Türk editörleri gelişmelerin detaylarını aktarmayı sürdürüyor.
Yorumlar