Dış ticaretteki kronik kısıtlamalar ve bankacılık sisteminde yaşanan teknik tıkanıklıklar, İran iç piyasasında üretimi ve günlük tüketim döngüsünü ciddi ölçüde yavaşlatma noktasına getirdi. Petrol gelirlerinin bütçeyi finanse etmekte yetersiz kalması, kamu finansmanında derinleşen bir dengesizliği ve likidite krizini beraberinde getiriyor. Yaşanan makroekonomik istikrarsızlık yerel iş dünyasındaki iyimserliği tamamen zayıflatırken, yapısal fiyat artışları ülkeyi uzun vadeli bir ekonomik daralma sarmalına sürüklüyor. İran piyasalarındaki yangının temel motoru, resmi kurlar ile serbest piyasa arasındaki uçurumun devasa boyutlara ulaşmasıdır. Ulusal para birimi rialin dolar karşısında değerini neredeyse tamamen yitirmesi, ithalata bağımlı olan ham madde ve ara malı maliyetlerini doğrudan yukarı çekiyor. Bu durum, gıda sepeti fiyatlarında son dönemde yaşanan fahiş artışlarla kendini net bir şekilde göstermektedir. Ekonomi yönetimi kronikleşen bu fiyat artışlarını kontrol altına almak için para basma yoluna gittikçe, enflasyon sarmalı daha da hızlanarak ülkeyi hiperenflasyon eşiğine tehlikeli bir şekilde yaklaştırıyor.
Konuya ilişkin edinilen son bilgilere göre; Yıllardır süren küresel yaptırımların üzerine binen deniz ablukaları ve lojistik engeller, İran'ın en büyük gelir kaynağı olan enerji ihrakatını ciddi oranda sekteye uğrattı. Hürmüz Boğazı hattındaki gerilimler nedeniyle alternatif rota arayışları maliyetleri katlarken, ülkenin dış pazarlarla olan ticaret hacmi de bu operasyonel risklerden payını aldı. Enerji sektöründe yapılması gereken milyarlarca dolarlık modernizasyon yatırımlarının yabancı sermaye eksikliği yüzünden hayata geçirilememesi, içeride elektrik ve yakıt arzı kesintilerine neden olarak yerli sanayi üretimini de içeriden baltalıyor. Ekonomik tablodaki bu daralma, Tahran yönetimini toplumsal maliyeti çok yüksek olan kararlar almak zorunda bırakıyor. Özellikle benzin ve akaryakıt fiyatlarında yapılması planlanan zorunlu fiyat artışları, kamuoyunda yeni bir zam zincirini tetikleyeceği endişesiyle büyük bir huzursuzluk yaratmış durumda. İşçi ücretlerinin enflasyonun çok gerisinde kalması sebebiyle satın alma gücü hızla düşen geniş kitleler, ekonomik krizin doğrudan muhatabı haline geliyor. Bu süreçte orta sınıfın hızla erimesi ve yoksulluk sınırının altına gerilemesi, toplumsal yapının temel direklerini sarsıyor.
Genç nüfus arasındaki işsizlik oranlarının kemikleşmesi ise nitelikli iş gücünün ülkeden kaçışını hızlandırarak uzun vadeli bir beyin göçü krizini tetikliyor. Resmi kanallardan sermaye çıkışını engelleyemeyen idare, yerli yatırımcıların varlıklarını döviz, altın veya yurt dışı gayrimenkullere kaydırmasını önlemekte yetersiz kalıyor. Kamunun vergi yükünü esnafa ve küçük işletmelere yıkma hamleleri, geleneksel ticaret merkezlerinde tarihsel hoşnutsuzlukları yeniden canlandırıyor. Kayıt dışı ekonominin ve karaborsanın neredeyse ana ticaret kanalı haline gelmesi, devletin mali denetim mekanizmalarını tamamen boşa çıkarıyor. Önümüzdeki dönemde yapısal reformlar ve dış ilişkilerde diplomatik bir esneme sağlanamadığı takdirde, bütçe açıkları ve bankacılık sistemindeki bu tıkanıklıkların iç sivil istikrarı daha da kırılganlaştırması kaçınılmaz görünüyor. Ajans Türk editörleri gelişmelerin detaylarını aktarmayı sürdürüyor.
Yorumlar
Bu haber henüz yorumlanmadı. İlk yorum yapan siz olun!