Gelişmelerden anında haberdar olun. İstanbul’da bugün meydana gelen depremler, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin 27. yıl dönümünün hemen ardından Marmara’daki faylara ilişkin tartışmaları yeniden gündeme getirdi.
Büyükada’nın güneyinde kaydedilen 2,3 ve 3,2 büyüklüğündeki sarsıntıların ardından gözler bir kez daha Adalar Fayı’na çevrildi. Yerbilimci Prof.
Dr. Şener Üşümezsoy ise kendi YouTube hesabında yayınladığı değerlendirmede, söz konusu depremlerin Adalar Fayı üzerinde meydana gelmediğini belirtti.
Üşümezsoy, sarsıntıların Büyükada’nın güneyinde, Adalar Fayı’nı kesen kuzey-güney doğrultulu fay kollarıyla ilişkili olduğunu öne sürdü. “ADALAR FAYI İLE HİÇBİR İLGİSİ YOK” Üşümezsoy, Marmara’daki deprem hareketliliğinin değerlendirilmesinde Adalar Fayı ile bu fayı kesen ikincil fay sistemlerinin birbirinden ayrılması gerektiğini söyledi.
Daha önce yayımladığı çalışmalarda Adalar çevresinde kuzey-güney doğrultusunda uzanan ve Adalar Fayı’nı kesen genç fayların bulunduğunu belirttiğini aktaran Üşümezsoy, Büyükada’nın iki yanından geçerek Dragos’un doğu kenarına doğru uzanan bir fay sistemine dikkat çekti. 19 Ağustos’ta meydana gelen depremlerin de bu sistem içerisindeki faylardan birinde gerçekleştiğini savunan Üşümezsoy, “Bugün olan depremlerden biri birebir bizim haritamızı kanıtlayan olgudur” ifadelerini kullandı. “BURADA BİR OLAĞANÜSTÜLÜK YOK” Üşümezsoy, 1999 depreminden sonra Marmara’nın kuzey kenarında ve Adalar çevresinde meydana gelen çok sayıda küçük depremin Adalar Fayı üzerinde yorumlandığını, ancak bunun doğru olmadığını ileri sürdü. Bu depremlerin Adalar Fayı’nı kuzey ve güneyde kesen faylar üzerinde meydana geldiğini belirten Üşümezsoy, söz konusu fayların ana faydaki hareketlerin ardından oluşan stresle tetiklendiğini söyledi.
Üşümezsoy, bu nedenle Büyükada’nın güneyindeki sarsıntıların olağan dışı bir gelişme olarak değerlendirilmemesi gerektiğini savundu. 17 AĞUSTOS VE 23 NİSAN VURGUSU Prof. Dr.
Üşümezsoy, bölgedeki hareketliliği 17 Ağustos 1999 depremi ve 23 Nisan 2025’te Marmara Denizi’nde meydana gelen deprem sonrasında oluşan stres değişimleriyle ilişkilendirdi. 23 Nisan 2025’teki Marmara Denizi depremi, AFAD’ın resmi raporunda da ayrı bir deprem olayı olarak kayıt altına alındı.
Üşümezsoy, 23 Nisan sonrasında ana fay üzerindeki hareketin çevredeki kuzey-güney doğrultulu ikincil faylarda küçük depremleri tetiklediğini öne sürdü. Benzer bir sürecin 17 Ağustos 1999 sonrasında da yaşandığını belirten Üşümezsoy, Marmara’nın farklı bölgelerinde meydana gelen küçük sarsıntıların ana fayın doğrudan kırılması anlamına gelmediğini savundu. “BU FAYLAR KENDİLERİ STRES ÜRETMİYOR” Üşümezsoy açıklamasında, söz konusu ikincil fayların tek başlarına büyük miktarda gerilim biriktiren ana faylar olmadığını söyledi. “Buradaki küçük faylar 17 Ağustos’un ve 23 Nisan’ın bu bölgeye getirdiği stresle çalışan faylardaki oluşan küçük mikro depremler” diyen Üşümezsoy, ana fay üzerinde meydana gelen bir depremle açığa çıkan stresin çevredeki fay kollarına aktarılabildiğini belirtti.
Bu stresin söz konusu ikincil faylarda küçük depremleri tetiklediğini ifade eden Üşümezsoy, Büyükada’nın güneyindeki son sarsıntıları da bu çerçevede değerlendirdi. “BURADAN BÜYÜK DEPREM ÇIKMAZ” Üşümezsoy’un açıklamasındaki en dikkat çekici değerlendirmelerden biri ise Büyükada’nın güneyindeki faylara ilişkin oldu. Adalar Fayı’nın bu bölgede “ölü fay” olduğunu savunan Üşümezsoy, Büyükada’nın güneyindeki küçük faylarda meydana gelen depremlerin 17 Ağustos 1999 ve 23 Nisan 2025 depremleriyle oluşan stres değişimleriyle bağlantılı olduğunu ileri sürdü.
Üşümezsoy, söz konusu fayların küçük ve orta büyüklükteki depremlerden daha büyük depremlere geçiş yapan bir sistem olmadığını belirterek açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Yani tekrardan söylüyorum, bu küçük kolların stres biriktirerek orta veya büyük şiddette bir deprem üretme kapasitesi yok."
💬 Yorumlar (0) Siz de düşüncelerinizi paylaşın
Bu haber henüz yorumlanmadı. İlk yorumu siz yapın!
✍️ Yorum Yapın