Kasapoğlu: Herkes Türkiye gibi cesur bir duruş sergileseydi, bugün bu zulümleri konuşmuyor olurduk

Bugün Milliyet gazetesinde yayınlanan “New York Gözlemlerim: Küresel Meselelerde İnisiyatif Alan Türkiye” başlıklı makalesinde Kasapoğlu; “Türkiye-ABD Parlamentolar Arası Dostluk.

🎙️ Sesli Gazete (~12 dk)
Kasapoğlu: Herkes Türkiye gibi cesur bir duruş sergileseydi, bugün bu zulümleri konuşmuyor olurduk
📝 Editör Özeti ÖNE ÇIKANLAR
  • Genel Kurulu marjında Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğindeki heyetle 20-23 Eylül tarihleri arasında New York’taydık.
  • Gazi Meclisimiz adına sahada adım adım takip ettiğimiz bu kritik süreç; salt bir diplomasi trafiğini değil, Türkiye’nin masadaki özgül ağırlığını, tavizsiz duruşunu ve dünya siyasetine yön veren aklını ilk elden müşahede ettiğimiz tarihi dönemeçlerden birini işaret ediyordu.
  • New York’ta, 190’dan fazla ülkenin temsilcisinin bir araya geldiği Birleşmiş Milletler Genel Kurulu salonu, aslında diplomasinin vitrini kadar dünyanın gerçeklerle yüzleştiği bir meydan olma anlamı taşıyor.

Bugün Milliyet gazetesinde yayınlanan “New York Gözlemlerim: Küresel Meselelerde İnisiyatif Alan Türkiye” başlıklı makalesinde Kasapoğlu; “Türkiye-ABD Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı olarak, Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu marjında Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğindeki heyetle 20-23 Eylül tarihleri arasında New York’taydık.

Gazi Meclisimiz adına sahada adım adım takip ettiğimiz bu kritik süreç; salt bir diplomasi trafiğini değil, Türkiye’nin masadaki özgül ağırlığını, tavizsiz duruşunu ve dünya siyasetine yön veren aklını ilk elden müşahede ettiğimiz tarihi dönemeçlerden birini işaret ediyordu. New York’ta, 190’dan fazla ülkenin temsilcisinin bir araya geldiği Birleşmiş Milletler Genel Kurulu salonu, aslında diplomasinin vitrini kadar dünyanın gerçeklerle yüzleştiği bir meydan olma anlamı taşıyor.

Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, 16'ncı kez Birleşmiş Milletler kürsüsünden dünyaya hitap etti. Bu konuşmaların hiçbiri kuru bir istatistik paylaşımı veya salt diplomatik repliklerin tekrarı değildi.

Çünkü Sayın Cumhurbaşkanımız kürsüye her adım attığında ezber bozan, mazlumların ve adaleti mumla arayanların derdini doğrudan yüzlere çarpan bir tavır ortaya koydu. 81. Genel Kurul’da da Sayın Cumhurbaşkanımız yaptığı konuşmada yine adalet bekleyenlerin sesini yükseltti.

Küresel sistemin tıkandığı, krizlerin her köşede can yaktığı böylesi bir atmosferde Türkiye’nin ortaya koyduğu duruş bana hep şunu düşündürüyor: Vicdan ile aklı aynı masaya koyabilmek… Hem BM koridorlarında tüm dünyaya yapılan cesur adalet çağrıları, hem de Türk-Amerikan ilişkilerinin 100. yılında yürütülen son derece ayakları yere basan, rasyonel bir diplomasi trafiği... Türkiye tam da bunu başarıyor.

Yani bir yandan haklının yanında durmaktan bir milim bile geri adım atmazken; diğer yandan kendi milli çıkarlarını koruyan ve çok boyutlu düşünen bir dış politika yürütüyor. Sayın Cumhurbaşkanımızın genel kurul konuşmasının en can alıcı yeri hiç şüphesiz Gazze'deki tabloydu.

Gazze'yi "dünyanın en büyük çocuk kabristanı" ve "çağımızın en utanç verici temerküz kampı" olarak tanımlaması, yaşanan insani trajedinin boyutlarını uluslararası kamuoyunun gündemine en yalın haliyle taşıdı. Hakkını yemeyelim; bugün dünyanın dört bir yanında İsrail zulmüne karşı sesler yükseliyor, milyonlarca insan bu vahşete karşı sokaklara dökülüyor, küresel vicdan adeta isyan ediyor.

Ancak devletler arenasına baktığımızda, hiçbir ülkenin Türkiye kadar inisiyatif almadığını, elini taşın altına koyup bedel ödemeyi göze almadığını görüyoruz. Açıkçası, herkes Türkiye gibi cesur bir duruş sergileseydi, bugün bu zulümleri konuşmuyor olurduk.

Nitekim Sayın Cumhurbaşkanımızın BM kürsüsünden tüm dünyaya ilan ettiği "Biz, gerekirse sıkıntı çekeriz, gerekirse bedel öderiz, ama haksızlık karşısında susmayız, zulme asla rıza göstermeyiz" sözleri, işte bu onurlu duruşun en net özetidir.

Cumhurbaşkanımız, yalnızca son 3 yılda Gazze'de 74 bin sivilin katledildiğini, ateşkes sonrasında bile 1500'ü aşkın masumun öldürüldüğünü tüm dünyanın gözünün içine bakarak anlattı. Elbette mesele sadece Gazze ile sınırlı değil.

Karşımızda kilitlenmiş, kapasitesini yitirmiş, işlemez hale gelmiş bir küresel sistem var. Cumhurbaşkanımız, 190'ı aşkın ülkenin kaderinin sadece 5 daimî üyenin iki dudağı arasına bırakılamayacağını belirterek "Dünya 5'ten büyüktür" vizyonunu bir kez daha ifade etti.

BM'nin bu felç olma halini aşmak için sunduğu beş ilke aslında küresel bir reçete sunuyor; uluslararası hukuk zayıfa farklı, güçlüye farklı uygulanmamalı ve cezasızlık kültürü kesinlikle bitmeli. Küresel sistem tıkandığında ise çare bölgesel sahiplenmede yatıyor.

Nitekim Türkiye'nin, Pakistan ve Suudi Arabistan ile kurduğu Savunma İttifakı tam da bu sorunlara kendi içimizden çözüm bulma iradesinin en somut göstergesi olarak masada duruyor. Türkiye'nin bu insani duruşu, devlet aklının rasyonel gerçeklerini ıskaladığı anlamına asla gelmiyor.

Aksine, küresel adaleti savunurken masada ticari ve stratejik hedeflerimizi de aynı cesaretle tahkim ediyoruz. Nitekim Türk-Amerikan diplomatik ilişkilerinin 100. yılına girerken düzenlenen özel etkinlik, 2026-2027 döneminin her iki ülke için nasıl stratejik bir dönüm noktası olduğunu kanıtladı.

Sayın Cumhurbaşkanımız, ABD Başkanı Donald Trump ile kurduğu samimi ve istisnai diyaloğun iki ülke ilişkilerine kattığı pozitif ivmeyi açıkça anlattı. Bu diyalog sayesinde Orta Doğu'dan Asya'ya birçok krizde eşgüdümle olumlu sonuçlar alabiliyoruz.

Hedefimiz ise ABD ile ticaret hacmimizi 100 milyar dolara çıkarmak. 2025 yılında 38,6 milyar dolar seviyesine ulaşmıştık. 2026'nın sadece ilk 8 ayında ise 28 milyar dolar bandını yakaladık. Yıl sonuna kadar bu rakamın 40-43 milyar dolara ulaşmasını bekliyoruz.

İş dünyamıza ve hatta tüm Amerikalı yatırımcılara Türkiye'nin sunduğu eşsiz fırsatları değerlendirmeleri için çok açık ve sıcak davetler yapıldı. Ekonomi ve dış politika kurmaylarımızın New York’taki yoğun mesaisi de kusursuz işleyen bir takım oyunuydu.

Bir yanda küresel fon yöneticilerine Türkiye’nin şoklara karşı direncini, KKM'den çıkışla ve artan rezervlerle kırılganlıklarını nasıl aştığını anlatan ekonomi yönetimimiz; diğer yanda çok taraflı zirvelerde mekik dokuyan diplomasimiz vardı. Savunma sanayiinden turizme, dijital hizmetlerden mobil oyunlara kadar doğrudan yatırım yapılabilecek beş altın sektör bizzat masaya konuldu.

Aynı eşgüdümle, 405 milyar dolarlık ihracat kapasitesine ulaşan dünyanın 16'ncı büyük ekonomisi olarak sahip olduğumuz güç, Amerikalı iş dünyasıyla paylaşıldı. Diplomasinin çok taraflı ayağında ise Türkevi'nde gerçekleştirilen Türkiye-Suriye-Suudi Arabistan üçlü buluşmasından, MIKTA ve 8'li Filistin eşgüdüm toplantılarına kadar birçok kritik zirveye liderlik edildi.

Bütün bunlara ek olarak savunma sanayimizde geldiğimiz seviyeyi de unutmamak lazım. Yıllık ihracatımız 248 milyon dolarlardan bugün 10 milyar doları aşan seviyelere fırladı ve küresel pazar payımız son 5 yılda yüzde 120 arttı.

Artık Türk şirketleri Amerika'ya giderken sadece ürün satmıyor, yatırım yapıyor, üs kuran bir pozisyonda sahaya çıkıyor. Bütün bu tabloyu alt alta koyup okuduğumuzda karşımıza çıkan sonuç son derece net.

Türkiye, uluslararası arenada küresel adaletin, Filistin'in ve tüm mazlumların haklarını çekinmeden ve en gür sesle savunurken; aynı zamanda devletinin bekası, ticari kazancı ve teknolojik sıçraması için en rasyonel adımları da aynı kararlılıkla atabiliyor. Bir yandan adaletsizlik girdabına giren küresel sistemi eleştiriyor, diğer yandan Amerika ile masaya oturup 100 milyar dolarlık ticaret hedefini, yatırımları ve savunma sanayii iş birliklerini takip ediyor.

İşte bu, ideolojik saplantılardan uzak, rasyonel devlet aklıyla hareket eden, bölgesinde kriz çözen ve küresel siyasette kendi oyununu kuran bağımsız Türkiye vizyonunun ta kendisidir. İkinci yüzyılımıza yürürken, köklü geçmişimizi çok daha sağlam ticari ve stratejik bağlarla perçinleyerek, dünya denklemindeki yerimizi tartışmasız bir seviyeye taşıyoruz.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu ve New York’taki etkinliklerde verilen mesajlar, geleneksel diplomasinin çerçevelediği “idealizm mi, yoksa realizm mi?” açmazını bütünüyle aşan, Türkiye’ye özgü yeni bir yönetişim ve dış politika doktrinini temsil ediyor. Ne ilkelerinden taviz veren soğuk bir pragmatizme savruluyoruz ne de sahanın çıplak gerçeklerinden kopan soyut bir retoriğe hapsoluyoruz.

Gazi Meclisimizden aldığımız temsil gücü ve Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğindeki oyun kurucu iradeyle; küresel adaletin tavizsiz bayraktarlığını yaparken, stratejik ortaklıklarımızı da ortak kazanımlar zemininde büyütmeye devam edeceğiz. Zira 21. yüzyılın çalkantılı sularında sadece konuşanlar değil; vicdanı pusula, aklı ise strateji kılan bu özgüvenli yürüyüş yön belirleyici olacaktır.” İfadelerini kullandı.

ÖZEL SAVUNMA & STRATEJİ AĞI Konuyla İlgili Özel Analizler

Savunma sanayiindeki yerli projeler, TSK operasyonları ve küresel askeri dengelere dair derinlemesine analizleri takip etmek için:

İlgili Konular: #Dünya #Kasapoğlu #Herkes #Türkiye

💬 Yorumlar (0) Siz de düşüncelerinizi paylaşın

Bu haber henüz yorumlanmadı. İlk yorumu siz yapın!

✍️ Yorum Yapın