Meram’da bir ev, binlerce kitap, nice hikâye

Meram’da bir ev, binlerce kitap, nice hikâye

Tanışalı uzun yıllar oldu Avukat Ahmet Ergun’la… Konya’nın, hatta Türkiye’nin yaşayan ansiklopedilerinden biri diyebileceğim ölçüde geniş bir bilgi birikimine sahip.

Tanışalı uzun yıllar oldu Avukat Ahmet Ergun’la… Konya’nın, hatta Türkiye’nin yaşayan ansiklopedilerinden biri diyebileceğim ölçüde geniş bir bilgi birikimine sahip. Her buluştuğumuzda hukuktan tarihe, edebiyattan tiyatroya, gastronomiden kent kültürüne uzanan sohbetlerinde konular birbirini açıyor; bir isim başka bir hatıraya, bir eşya yıllar öncesinin Konya’sına bağlanıyor. Bunca bilgiyi gösterişe dönüştürmeyen, anlatırken karşısındakini yormayan, entelektüel birikimini mütevazı kişiliğinin ardında taşıyan insanlardan… Bu yıl GastroFest tanıtım etkinliği nedeniyle yeniden Konya’ya gidince sohbetimiz daha dün ayrılmışız gibi kaldığı yerden devam etti. Hatta daha da derinleşti. Eşi Mahiye Hanım’la birlikte özenle koruyup yaşattıkları o özel dünyanın kapıları bir kez daha açıldı. Meram’daki asırlık Konya evinden söz ediyorum… Ama “ev” deyip geçmek mümkün değil. Burası bir aile yuvası olmanın yanında özel bir kütüphane, küçük bir müze, sanatçıların ve edebiyatçıların buluşma noktası, Konya’nın kaybolmaya yüz tutmuş hafızasının korunduğu bir kültür mekânı… Bir de bahçesi var ki kat kat yükselen yeşilliği, ağaçları ve sebzeleriyle Meram’ın içinde saklanmış gizli bir cenneti andırıyor. Her eşyanın bir hikâyesi var Evin kapısından içeri girdiğiniz anda zamanın başka türlü aktığını hissediyorsunuz. Duvarlarda hatlar, resimler; vitrinlerde porselenler, seramikler ve aile yadigârı objeler… Her köşede biriktirilmiş, korunmuş ve geçmişten bugüne taşınmış bir değer var. Bunlar yalnızca “antika” denilip geçilecek eşyalar değil. Her birinin aile için ayrı bir anlamı, anlatılmayı bekleyen bir öyküsü bulunuyor. Ahmet Bey bir objeyi eline aldığında ya da duvardaki bir eseri gösterdiğinde, konu o eşyanın hangi tarihte yapıldığından ibaret kalmıyor; eşyanın sahibine, yaşadığı döneme, Konya’nın o yıllardaki gündelik hayatına kadar uzanıyor. Müzelerde çoğu zaman nesnenin yanında küçük bir bilgi etiketi bulunur. Ergunların evinde ise eşyaların etiketleri Ahmet Bey’in hafızasında. Onun anlattıklarıyla vitrindeki bir yüzük yalnızca bir yüzük, eski bir fotoğraf yalnızca bir fotoğraf, bir porselen de yalnızca güzel bir obje olmaktan çıkıyor. Hepsi yeniden konuşmaya başlıyor. İnsan, bu evde biriktirmekle koleksiyon oluşturmak arasındaki farkı daha iyi anlıyor. Biriktirmek sahip olmaktır belki; koleksiyon oluşturmak ise seçmek, araştırmak, anlamlandırmak ve korumaktır. Evin müştemilatında bulunan kütüphaneye geçtiğimizde ise insanın başı yalnızca kitapların sayısından değil, temsil ettikleri bilgi dünyasından da dönüyor. 25 bine yaklaşan kitapların bir kısmı, Ankara’da aile mesleği avukatlığı sürdüren kızları Beyza’nın evinde yer alıyor. Ahmet Bey, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinden gazete ve dergi koleksiyonlarına, belgelere ve farklı kültür alanlarına ilişkin zengin bir arşive sahip. Raflara baktığınızda bu kütüphanenin bir kişinin okuma merakıyla başlayıp kuşakların hafızasına dönüştüğünü görüyorsunuz. Büyükbaba Hacı Ahmet Ergun’dan, babası Besim Ergun’dan ve ailenin diğer üyelerinden kalan kitaplar, Ahmet Bey’in yıllar içinde topladıklarıyla birleşmiş. Her raf onun ilgi konusu olan başka bir alana, her kitap başka bir zamana açılıyor. Günümüzde dijital ortamda birkaç tuşa dokunarak milyonlarca bilgiye ulaşabiliyoruz. Fakat bilgiye ulaşmakla onu biriktirmek, süzmek, ilişkilendirmek ve hafızaya dönüştürmek aynı şey değil. Ahmet Ergun’un kütüphanesi, yıllar boyunca sabırla kurulmuş bir düşünce haritası. Bana sorarsanız bu tür özel kütüphaneler, sahiplerinin kişisel dünyalarının çok ötesinde bir anlam taşıyor. Çünkü içlerinde yalnızca kitapları değil, bir şehrin kültürel belleğini de koruyorlar.

Konuya ilişkin edinilen son bilgilere göre; Atatürk’ün adını verdiği gazete Ahmet Ergun’un bilgiye, yazıya ve toplumsal meselelere duyduğu ilginin aileden gelen güçlü bir damarı var. Babası M. Besim Ergun, hukukçu kimliğinin yanı sıra gazeteci ve yazar. 1944 yılında Ekekon gazetesinin yazı işleri müdürlüğünü üstleniyor, daha sonra gazeteyi Şevki Ergun’dan devralıyor. Yayın yaşamının sona ermesinin ardından 1951 yılında serbest avukatlığa başlıyor. Konya Gazeteciler Cemiyeti’nin kurucuları arasında da yer alıyor. Ekekon’un adı ise ayrı bir hikâye… İlk sayısı 14 Mart 1935’te yayımlanan gazetenin adını Gazi Mustafa Kemal Atatürk veriyor. Kaynaklarda Ekekon’un Konya’nın eski adlarından biri olduğu belirtiliyor. 1950’ye kadar Konya basınında önemli bir yer tutan gazete, aynı zamanda çok sayıda yerel yazarın yetişmesine katkıda bulunuyor. Ahmet Bey’den Ekekon’u dinlerken bir gazetenin yalnızca günlük haberleri taşıyan kâğıt yapraklardan ibaret olmadığını düşünüyorsunuz. Yerel gazeteler, yayımlandıkları şehrin nabzını, tartışmalarını, insanlarını ve gündelik hayatını geleceğe aktaran belgeler. Ergun ailesinde hukukla gazeteciliğin yan yana yürümesi tesadüf olmasa gerek. Her ikisi de kayda, belgeye, doğru söze ve toplumsal sorumluluğa dayanıyor. Sosyal medyadan 1098 sayfalık hafızaya Ahmet Ergun, yıllar boyunca sosyal medyada yayımladığı yazılarını iki ciltlik Sosyal Medya Günlükleri kitabında bir araya getirmiş. Toplam 1098 sayfalık eser; hukuk, felsefe, dinler tarihi, yakın siyasi tarih, eğitim, dil, kültür, gastronomi, tiyatro ve Konya’nın toplumsal hafızasına uzanan geniş bir alanda dolaşıyor. Eser, Konya’nın siyasi, ticari, gastronomik, kültürel ve sanatsal hayatını gelecek kuşaklara taşıyan bir çalışma olarak da okunabiliyor. Kitabın birinci cildinde felsefe, dinler tarihi, yakın siyasi tarih ve hukuk öne çıkıyor. Dreyfus ve Rosenberg davalarından Roma hukukuna, hukuk felsefesinden kriminolojiye kadar uzanan yazılarda adalet arayışı temel bir çizgi oluşturuyor. İkinci ciltte ise Osmanlı Türkçesi, Türk dili, eğitim, kültür, gastronomi, içki kültürü, İstanbul anıları, tiyatro dünyası ve Konya’nın belleği yer alıyor. Ahmet Ergun’un kitaptaki yaklaşımı da kişiliği gibi: “Bakın neler biliyorum” demiyor; “Öğrendiklerimi paylaşmak istiyorum” diyor. Kendisini, “Çok şey bilmediğine inanan ama bildiği doğrulardan ödün vermeyen, inancı sağlam ama vicdan temeline dayanan bir insan” olarak tanımlaması boşuna değil. Gerçek entelektüelliğin, bilgiyi bir üstünlük aracı yapmak yerine paylaşılacak bir değer olarak görmekle başladığını düşündürüyor. Bu büyük hafıza evinin bir başka koruyucusu da Ahmet Bey’in eşi Mahiye Ergun. Arkeolog ve sanat tarihçisi olan Mahiye Hanım, Konya’nın kültürü, sanatı ve tarihi üzerine yazılar kaleme alıyor. “Bir Şehir, Binlerce Hikâye” başlığı altında yayımlanan yazılarında kentin geçmişini, sanat eserlerini ve arkeolojik mirasını anlatıyor. Mahiye Ergun’un yazılarında bilimsel bilgiyle şehre duyulan sevgi yan yana ilerliyor. Mahiye Hanım, Ahmet Bey’le birlikte evdeki eşyaların, kitapların, belgelerin ve aile hatıralarının korunmasına emek veriyor. Fakat onun dünyası raflar ve vitrinlerle sınırlı değil. Mutfağı da en az kütüphane kadar zengin.

Bu seyahatimde Ergunlar beni kalabalık ve keyifli iki ayrı sofrada ağırladılar. Masada gastronomi kültürü yazarı Reha Tartıcı, Lokmahane’nin sahibi ve şefi Harun Raşit Dönmez, gastronomi araştırmacısı Asuman Kerkez ile Adana’daki Fikr-Et restoranlarının sahibi ve şefi Fikret Taşgıran da vardı. Sofraya bahçenin sebzeleriyle hazırlanmış tereyağlı bulgur pilavı geldi. Yanında tandırda ağır ağır pişirilmiş hindi boyun kebabı, İstanbul usulü nar ekşili ve sumaklı domates salatası, yanık koyun yoğurdu vardı. Bulgur pilavını geleneksel usulüyle yani yufkayla yedik. Bu küçük ayrıntı bile sofranın karakterini anlatmaya yetiyor. Çatal bıçaktan önce gelenek, gösterişli sunumlardan önce paylaşma duygusu… Tatlı ise bahçenin kara kabağından geleneksel tariflerle hazırlanmıştı. Damla sakızı ve taze bademle lezzetlendirilmiş kabak tatlısı, sade Maraş dondurması eşliğinde sunuldu. Bahçede yetişen kabağın, Mahiye Hanım’ın ellerinde damla sakızı ve bademle bambaşka bir kimlik kazanması, ev mutfağının yaratıcılığını hatırlattı. İyi yemek kimi zaman pahalı ya da uzaklardan gelen malzemelerle değil, hemen yanı başındakine dikkatle bakmakla ortaya çıkıyor. Ergunların evindeki yemeklerde evin genel ruhuyla benzer bir taraf var. Nasıl ki odalardaki her eşyanın bir hikâyesi bulunuyorsa, sofradaki her yemeğin de aileye, bahçeye, Konya’ya ve geçmişten gelen bir mutfak bilgisine uzanan kökleri var. İkinci ziyaretimde ise usta bir elden çıkmış sac börekleri vardı: Kıymalı, ıspanaklı ve peynirli… İncecik açılan hamurun sacın ateşiyle buluşması, iç malzemelerin kokusu, böreğin sıcağı… Yine gösterişten uzak ama emeği ve el lezzetini açıkça hissettiren bir sofra. Kapısı kültüre açık bir ev Ergunların Meram’daki evinin kapısı kültüre ve sanata gönül verenlere yıllardır açık. Tiyatro dünyasından rahmetli Bozkurt Kuruç ve Nur Subaşı, edebiyat dünyasından Hilmi Yavuz ve Sunay Akın bu evin konukları arasında. Elbette liste bu isimlerle sınırlı değil. Yıllar boyunca onlarca sanatçı, yazar, akademisyen ve kültür insanı bu bahçede oturmuş, aynı sofrayı paylaşmış, kütüphanenin rafları arasında dolaşmış. Böyle evler bir şehrin görünmeyen kültür kurumlarıdır. Tabelaları yoktur, resmî programlarla çalışmazlar. Fakat içlerinde yapılan sohbetler, kurulan dostluklar, paylaşılan kitaplar ve uzayıp giden sofralar o şehrin kültürel iklimini besler. Ergunların evi de Konya’nın böylesi özel mekânlarından biri. Bir tarafta binlerce kitap, eski gazeteler ve belgeler; diğer tarafta hatlar, porselenler ve aile yadigârları… Bahçede yetişen sebzeler mutfakta yemeğe dönüşüyor, sofrada başlayan sohbet kütüphanede devam ediyor. Geçmiş burada cam bir vitrinin arkasında tutulmuyor; gündelik hayatın içinde yaşamayı sürdürüyor. Konya’dan ayrılırken yanımda yalnızca dinlediğim bilgileri ya da tattığım yemeklerin lezzetini götürmedim. Bir ailenin kuşaklar boyunca bilgiye, hukuka, kültüre, sanata ve misafirperverliğe gösterdiği özeni de taşıdım. Bazı evler yalnızca içinde yaşayanları barındırır. Bazıları ise bir şehrin hafızasını… Ergun ailesinin Meram’daki asırlık evi, Konya’nın geçmişten geleceğe bıraktığı hoş sâdâlardan biri olarak hafızamda hep yaşıyor. Ajans Türk editörleri gelişmelerin detaylarını aktarmayı sürdürüyor.

Kaynak: Ekonomim

Yorumlar