Prof. Dr. Öner: Türkiye'de kurla ekonomik göstergeler arasındaki bağ koptu

Prof. Dr. Öner: Türkiye'de kurla ekonomik göstergeler arasındaki bağ koptu

Cambridge Üniversitesi öğretim üyesi Prof.

🤖 Yapay Zekâ Editör Özeti & 3 Maddede Öne Çıkanlar ÖZGÜN ANALİZ
  • Cambridge Üniversitesi öğretim üyesi Prof.
  • Özge Öner, Türkiye ekonomisinin mevcut görünümünü değerlendirirken, uygulanan politikaların özellikle kur, sanayi, istihdam ve ücretler üzerinde yarattığı baskıya dikkat çekti.
  • Öner, 2023'te başlayan süreçte ekonomi yönetiminin temel hedeflerinden birinin dezenflasyonist mücadele olduğunu, bunun yanında finansal istikrarın da önemli bir politika aracı olarak kullanıldığını belirtti.

Cambridge Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Özge Öner, Türkiye ekonomisinin mevcut görünümünü değerlendirirken, uygulanan politikaların özellikle kur, sanayi, istihdam ve ücretler üzerinde yarattığı baskıya dikkat çekti. Öner, 2023'te başlayan süreçte ekonomi yönetiminin temel hedeflerinden birinin dezenflasyonist mücadele olduğunu, bunun yanında finansal istikrarın da önemli bir politika aracı olarak kullanıldığını belirtti. Ancak son bir yılda finansal istikrarın neredeyse ana konu haline geldiğini, dezenflasyonist mücadelenin ise ikincil bir konuma çekildiğine dikkat çekti. Özellikle rezervlerde hızlı bir çıkışın önlenmesi ve rezerv artışının devam ettirilmesi amacıyla kurun sabit tutulmasının öne çıktığını ifade eden Öner, savaş ve küresel kırılganlıkların da bu yaklaşımı güçlendirdiğini belirtti. Oksijen TV yayınında konuşan Öner'e göre kurun kontrol altında tutulması ekonomide yalnızca döviz piyasasını değil, diğer ekonomik göstergeleri de etkiliyor. Kurun Türkiye gibi bir ülkede son derece önemli bir fiyat olduğunu belirten Öner, konvansiyonel anlamda serbest kur politikasının uygulanmadığını söyledi. Swap piyasasının da kapalı olması nedeniyle tamamen serbest bir sistemden söz edilemeyeceğini ifade eden Öner, kurla diğer ekonomik göstergeler arasındaki bağların büyük ölçüde koptuğunu vurguladı. Öner, “Siz gidip piyasadaki ürünlerin ve servislerin fiyatına müdahale etmiyorsunuz ama kurun ne olacağına müdahale ederek aslında diğer bütün her şeyin fiyatına dolaylı olarak müdahale etmiş oluyorsunuz” değerlendirmesinde bulundu. Türkiye'deki refah kaybının yalnızca nominal ücretler üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Öner, bunu mühendis ücretleri üzerinden örnekledi. Öner, “5 bin dolar, 5 bin dolar değil” diyerek, Almanya'da bir mühendisin 5 bin dolarla oluşturabileceği yaşam standardıyla Türkiye'de aynı gelire sahip bir mühendisin yaşam standardı arasında ciddi bir fark bulunduğunu söyledi. Bu durumun yalnızca nitelikli iş gücü için değil, emekliler ve mavi yakalı çalışanlar için de geçerli olduğunu belirten Öner, ücretlerin uzun süredir enflasyonun altında arttığını ifade etti. Öner, enflasyonun da herkes tarafından aynı şekilde hissedilmediğine dikkat çekerek, özellikle gıda ve konut gibi temel harcama kalemlerinin manşet enflasyonun üzerinde seyrettiği dönemlerde düşük gelirli kesimin daha yüksek bir enflasyona maruz kaldığını söyledi. “Önemli olan ne kadar para verdiğinizden ziyade o parayla nasıl bir hayat yaşayabildiğiniz” diyen Öner, Türkiye'de gelir ile refah arasındaki organik bağın büyük ölçüde aşındığını belirtti. Öner, kurun kontrol altında tutulmasının sanayi üzerindeki etkilerinin giderek daha fazla hissedildiğini söyledi. Sanayicilerin yüksek enflasyon, yüksek faiz ve finansmana erişimdeki kısıtlamalara belirli ölçülerde tahammül edebildiğini, ancak kurla ilgili mevcut durumun artık ciddi bir baskı oluşturduğunu ifade etti.

Konuya ilişkin edinilen son bilgilere göre; Turizm sektöründen de benzer itirazların geldiğini belirten Öner, kurun reel sektör açısından önemli bir sorun haline geldiğini söyledi. Öner'e göre asıl risk, sanayinin kaybedilmesi halinde bunun yerine konabilecek alternatif bir üretim zemininin bulunmaması. “Sanayi gitsin dediğinizde bunun muadili bir üretim zemininiz yok” diyen Öner, bunun geniş tanımlı işsizliği artırabileceğini ve ücretli kesim açısından zaten zor olan tabloyu daha da ağırlaştırabileceğini belirtti. Son dönemde üretimi artırarak enflasyonun düşürülebileceği yönündeki görüşlerin öne çıktığını belirten Öner, dezenflasyonist bir süreçte yalnızca para politikasına odaklanmanın yeterli olmadığını söyledi. Öner, daha önce de üretim kapasitesinin ve katma değerin artırılmasına yönelik politikaların geliştirilmesi gerektiğini savunduğunu belirterek, para politikasının yanı sıra üretim sistemine ilişkin dönüşümlerin de gerçekleştirilmesi gerektiğini ifade etti. Bunun için üretim kapasitesinin artırılması, katma değerin yükseltilmesi ve uluslararası ticaret konusunda yeni açılımların yapılması gerektiğini belirten Öner, mevcut süreçte ise böyle bir dönüşümün yeterince gerçekleşmediğini söyledi. Öner, ekonominin para piyasasına sıkışıp kaldığını ve başlangıçta önden değerlenen kurun zaman içerisinde dengelenmesini sağlayacak üretim kapasitesi artışı veya katma değer artışının yaşanmadığını ifade etti. Yüksek faiz ortamının öz sermayesi ve likit varlıkları bulunan şirketler için avantaj yaratabildiğini belirten Öner, buna karşılık işletme maliyetleri yükselen ve nakit akışı sorunu yaşayan sanayicilerin ciddi baskı altında kaldığını söyledi. Öner, şirketlerin taşınmaz, makine ve arsa gibi varlıklarının enflasyon nedeniyle kağıt üzerinde değer kazanabildiğini ancak bu durumun işletmelerin nakit akışı sorununu çözmediğini belirtti. “Kağıt üzerinde daha varlıklı bir işletme olmuş oluyorsunuz ancak sizin her ay çok ciddi işletim maliyetiniz var” diyen Öner, üretimin sürdürülebilmesi için sürekli nakit ihtiyacı doğduğunu ifade etti. Fabrika, arsa ve makinelerin kolay şekilde likide edilebilecek varlıklar olmadığını belirten Öner, işletmeyi kapatmanın da ciddi bir maliyet taşıdığını söyledi. Herkesin fabrika satmaya çalıştığı bir ortamda alıcı bulmanın zorlaştığını belirten Öner, iflas ve konkordato süreçlerinin de maliyetli ve prosedürel açıdan zor olduğunu vurguladı. Öner, ekonomik tablonun yalnızca konkordato ve iflas rakamları üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, imalat PMI ve kapasite kullanım oranlarının daha önemli göstergeler olduğunu söyledi. İmalat PMI'ın uzun süredir 50'nin altında seyrettiğini belirten Öner, kapasite kullanım oranlarının da yüzde 74-75 seviyelerine gerilediğini ifade etti. Ancak ortalama kapasite kullanım oranının sektörler arasındaki farklılıkları tam olarak yansıtmadığını belirten Öner, savunma sanayine üretim yapan bazı şirketlerde kapasite kullanımının yüzde 100'e yaklaşabildiğini, buna karşılık tekstil gibi sektörlerde yüzde 50-60 seviyelerine kadar gerileyen oranlar görülebildiğini söyledi. Öner, bu nedenle farklı sektörler arasındaki makasın giderek açıldığını belirtti. Türkiye'nin katma değer sorununu uzun süredir yaşadığını belirten Öner, ekonomik dönüşüm ihtiyacının açık olduğunu söyledi.

Teknolojik dönüşüm ve yeşil dönüşüm için ciddi zaman ve kaynak ayrılması gerektiğini ifade eden Öner, ancak mevcut ekonomik koşullarda şirketlerin “Darwinist” bir süreçte elenmesine izin verilemeyeceğini belirtti. Öner, “Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir” yaklaşımının Türkiye açısından uygulanabilir olmadığını söyledi. Özellikle tekstil gibi istihdam yoğun sektörlerin küçülmesi halinde ortaya çıkacak istihdamın hangi sektörler tarafından absorbe edileceğine ilişkin net bir plan bulunmadığına dikkat çekti. Savunma sanayisinin Türkiye açısından önemli olduğunu ve sektördeki gelişmeleri takdir ettiğini belirten Öner, ancak savunma sanayisinin toplam ekonomik hacim içindeki payının dikkate alınması gerektiğini söyledi. Savunma sanayisinin yüksek bir ivmeyle büyüdüğünü belirten Öner, buna karşın tekstil gibi büyük üretim hacmine ve çok yüksek istihdam kapasitesine sahip sektörlerin yerine aynı ölçekte geçebilecek bir sektörün henüz ortaya konulmadığını ifade etti. Türkiye'nin tekstilin üstünü çizmek istemesi halinde bunun anlaşılabilir bir tercih olabileceğini belirten Öner, ancak “Biz ne olmak istiyoruz?” sorusunun cevabının ortaya konulması gerektiğini söyledi. Öner, şirketlerin yabancı para cinsinden borçlanmasının da ekonominin kırılganlıklarını artırdığını belirtti. Şirket borçlarının önemli bir bölümünün dolar ve euro cinsinden olmasının ciddi bir risk oluşturduğunu ifade eden Öner, kurun uzun süre sabit tutulmasının ardından yaşanabilecek hareketlerin şirket bilançoları üzerindeki etkisinin geçmiş dönemlere kıyasla daha büyük olabileceğini söyledi. Kurun daha serbest bırakılmasının önündeki engellerden birinin de şirketlerin yabancı para pozisyonları olduğunu belirten Öner, bu kırılganlığın kendisini endişelendirdiğini ifade etti. Öner, Türkiye'nin önümüzdeki dönemde geleneksel anlamda bir seçim ekonomisine yönelmesini beklemediğini söyledi. Klasik seçim ekonomisinin faizlerin düşürülmesi, kredi genişlemesi, ücret ve emekli maaşlarında daha yüksek artışlar yapılması ve farklı kesimlerin aynı anda memnun edilmesi üzerine kurulduğunu belirten Öner, mevcut Türkiye ekonomisinin böyle geniş kapsamlı bir mali genişlemeyi kaldırabilecek kapasitede olduğunu düşünmediğini ifade etti. Öner, bunun yerine seçmen tabanının coğrafi ve sektörel olarak belirlenmesine dayanan farklı bir seçim ekonomisi anlayışının uygulanabileceğini söyledi. Kamu istihdamındaki artışın özellikle nüfusu 300 binin, 200 binin ve 100 binin altında olan yerlerde yoğunlaşmasına dikkat çeken Öner, nüfusu 300 binin altında olup kamu istihdamı yüzde 30'un altında olan bir şehir bulunmadığını belirtti. Öner, küçük şehirlerde kamu istihdamının sağladığı gelir ve istihdam güvencesinin, büyük şehirlerdeki ekonomik koşullardan farklı bir tablo oluşturduğunu ifade etti. Türkiye'de büyük ölçekli ve geleneksel bir seçim ekonomisi uygulanmasının hem siyasi hem de ekonomik açıdan tercih edilmediği kanaatinde olduğunu belirten Öner, mevcut ekonomik kapasitenin de böyle bir politikayı sınırladığını söyledi. Öner, Türkiye ekonomisinin önündeki temel meselenin yalnızca faiz, kur veya enflasyon politikalarından ibaret olmadığını; üretim kapasitesi, katma değer, sanayi, istihdam ve şirketlerin finansal kırılganlıklarının birlikte ele alınması gerektiğini vurguladı. Ajans Türk editörleri gelişmelerin detaylarını aktarmayı sürdürüyor.

Yorumlar

Bu haber henüz yorumlanmadı. İlk yorum yapan siz olun!