Türk Donanmasının vuruş menzili de etki gücü de artıyor

Türk Donanması için belki de Cumhuriyet döneminin en tarihi süreçlerinden biri yaşanıyor… Aynı anda 50 gemiyi inşa ederek aslında çok büyük bir meydan okumaya imza atan Türkiye,.

🎙️ Sesli Gazete (~9 dk)
Türk Donanmasının vuruş menzili de etki gücü de artıyor
📝 Editör Özeti ÖNE ÇIKANLAR
  • Krizlerin, tansiyonun ve hatta savaşların giderek daha görünür olduğu günlerden geçiyoruz.
  • Hal böyleyken deniz kuvvetlerinizin sahip olduğu yetenekler aslında sadece sahada değil diplomasi masasında da en önemli kozlarınızdan biri oluyor.
  • Türkiye, günün sonunda daha uzak denizlerde bayrak gösterebilen, düşmanını çok daha uzak mesafelerden tespit eden, gereken önlemeyi ya da yıkıcı vuruşu farklı seçenekler arasından tercih edip uygulayabilecek bir güce dönüşüyor.

Türk Donanması için belki de Cumhuriyet döneminin en tarihi süreçlerinden biri yaşanıyor… Aynı anda 50 gemiyi inşa ederek aslında çok büyük bir meydan okumaya imza atan Türkiye, donanmasının imkan ve kabiliyetlerini de her geçen gün artırıyor. Krizlerin, tansiyonun ve hatta savaşların giderek daha görünür olduğu günlerden geçiyoruz.

Hal böyleyken deniz kuvvetlerinizin sahip olduğu yetenekler aslında sadece sahada değil diplomasi masasında da en önemli kozlarınızdan biri oluyor. Türkiye, günün sonunda daha uzak denizlerde bayrak gösterebilen, düşmanını çok daha uzak mesafelerden tespit eden, gereken önlemeyi ya da yıkıcı vuruşu farklı seçenekler arasından tercih edip uygulayabilecek bir güce dönüşüyor.

Belki burada bir parantez açıp somut bazı örneklerle gelinen noktayı daha iyi ifade etmek gerekiyor… Elimizde yurt dışından ithal ettiğimiz çok sayıda füze ve torpido olduğu biliniyor. Ancak asıl kırılma madalyonun ‘yerli/milli’ tarafında yaşanıyor.

Çünkü envanterdeki yabancı füzeler aslında diğer ülkelerde de uzun süredir bulunuyor. Bu da onların sahada neyi yapıp neyi yapamayacağının ya da tedbir için neler kullanılabileceğinin neredeyse herkes tarafından bilinmesini beraberinde getiriyor.

Ancak Türk mühendislerce geliştirilen ağ merkezli sistemler, füzeler, alçak-yakın-orta ve yüksek irtifa savunma sistemleri, sahip olunan lançerler, son derece gelişmiş radarlar, sensörler, torpidolar ve tüm bunlara eklenen insanlı-insansız unsurlar… Tüm bunlar denkleme girdiğinde Türkiye için çok farklı bir geleceğin kapısı aralanmış oluyor. Türk Donanması’nın kısa, orta ve uzun vadedeki yol haritası aslında Ankara’nın sadece Mavi Vatan’da değil Türkiye’nin çıkarları bulunan farklı bölgelerde de etki üretebilme hedefiyle doğrudan örtüşüyor.

Tam da burada kimi son aşamasına gelen projelere, test atışları tamamlanan füzelere ya da envanterde bulunan kimi sistemlere ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Türkiye’nin kendi füzelerini ateşleyebileceği milli atış sistemleri üretmesi ve bunları gemilere entegre etmesi en kritik virajlardan biriydi.

Ve başarıyla dönüldü. Elbette denizlerdeki muharip güçten bahsederken ATMACA’dan bahsetmemek olmaz… Milli gemisavar füzemiz düşman deniz unsurlarını başarıyla vurdu.

Ayrıca, gemiden ateşlenen bir Atmaca’nın karadaki bir hedefi son derece hassas bir şekilde imha ettiğini izledik. Ve son olarak denizaltından ateşlenen Kapsüllü Atmaca ile karadaki hedef yerle bir edildi.

Türk SİHA’lardan denizlerde çarpan etkisi TCG Anadolu başta olmak üzere farklı platformlardan havalanabilecek Bayraktar TB-3’lerin İHA-122 gibi süpersonik füzelerle düşman hedefleri etkisiz hale getirebileceğini biliyoruz. Ki bu noktada İHA-122 füzesinin menzilinden ziyade, gemiyle istediğimiz noktaya açılıp, oradan havalanıp yüzlerce kilometre uçabilecek bir İHA’dan füze ateşleyeceğimizi unutmamak gerekiyor.

Bu da Türk Donanması’nın elindeki kimi füzelerin menziline dair çok farklı senaryoları mümkün kılıyor. Yine TB-3’ün gerek MAM-L gerek MAM-T gibi mühimmatlarla da kıyıda bulunan hedeflerden tutun da ada-adacık üzerinde konuşlu hava savunma sistemlerine kadar hayli geniş bir yelpazedeki hasım unsurları vurabileceğini göz önünde bulunduruyoruz.

Denizlerden bahsederken en kritik unsurlardan biri de denizaltılar ve bu platformlardan ateşlenen torpidolar… Türk mühendislerce geliştirilen AKYA torpidosunun test atışlarının başarıyla yapıldığını hatırlatalım. Gemilerimizde konuşlu denizaltı savunma harbi helikopterleri ve TCG ANADOLU’da görev yapan taarruz helikopterlerimizden de çok farklı füzelerle düşmanın stratejik noktalarını vurabileceğimizi ekleyelim.

Eylül 2027’de denizle buluşması beklenen Milli Uçak Gemimiz MUGEM ise sadece Türk Donanması için değil Türkiye adına hayli stratejik bir süreç başlatacak. Son derece gelişmiş radarlara sahip olan MUGEM ile Türkiye hedef alacağı noktada çok çok büyük bir yıkıma neden olabilecek güce kavuşacak.

Ki MUGEM üzerinde İHA/SİHA’lar, insansız deniz araçları ve hatta insansız denizaltıları konuşlu olacak. Üzerinde 52 adet KIZILELMA taşıyacağı duyurulan Milli Uçak Gemisi’nin yaratacağı etki kimse için sürpriz olmayacak.

İlgili kurumlarca son dönemlerde daha sık çalışılan konulardan biri olan insansız su üstü ve su altı sistemleri... Çok ciddi miktarda harp başlığı taşıyabilen ve bir nevi torpido görevi gören insansız otonom sualtı aracı KILIÇ ya da hayli geniş bir alanda suyun altını gözetleyebilecek insansız sistemler sırasıyla envantere girmeye hazırlanıyor.

Bunların da Türkiye için son derece stratejik bir vuruş üstünlüğü kazandıracağını unutmamak gerekiyor. Türkiye bir yandan da Tepe Sınıfı (TF-2000) Hava Savunma Muhribi için çalışmalarına devam ediyor.

Her ne kadar kamuoyunda hava savunma üzerine yoğunlaşılsa da bu platform Ankara için çok güçlü bir kara saldırı aracı da olacak. Üzerindeki gelişmiş radarlar ve 96 hücreli milli dikey atım sistemiyle TF-2000 aslında Türkiye’nin bölgesindeki en güçlü donanma olduğu gerçeğini daha da perçinleyecek.

Hem Milli Denizaltı (MİLDEN) hem TF-2000 için en kritik hususlardan biri de son derece gizli yürütülen GEZGİN kara saldırı seyir füzesinin entegrasyonu olacak. Günün sonunda bu gemilerin sahip olduğu milli yazılımlar, sadece deniz platformlarının değil hava ve kara araçlarımızın da ‘aynı dili’ konuşmasını sağlayan ağ merkezli harp kabiliyeti, her biri son derece gelişmiş yerli elektronik harp sistemler, tekil ya da sürü halinde sahada ciddi etkiler üretebilecek insansız sistemler, Kamikaze İDA’lar ve daha nice imkanlar… Tüm bunları alt alta eklediğimizde Türkiye sadece kendi donanmasını geliştirmekle kalmıyor, Karadeniz’den Ege’ye, Akdeniz’den Hazar, Basra ve Kızıldeniz’e inen hatta kadar çok geniş bir alanda en güçlü aktör olarak muhtemel tüm tehditlerle baş edebileceğini de tüm dünyaya gösteriyor.

İlgili Konular: #Gündem #Donanmasının

💬 Yorumlar (0) Siz de düşüncelerinizi paylaşın

Bu haber henüz yorumlanmadı. İlk yorumu siz yapın!

✍️ Yorum Yapın