Savaş suyun altına taşınıyor: Hedefte iletişim kabloları var

Rusya ile Ukrayna savaşı, İran-İsrail-ABD üçgenindeki gelişmeler, Suudi Arabistan ve Husiler arasındaki kriz… Tüm bunlara küresel deniz yollarının en önemli durakları arasında.

🎙️ Sesli Gazete (~7 dk)
Savaş suyun altına taşınıyor: Hedefte iletişim kabloları var
📝 Editör Özeti ÖNE ÇIKANLAR
  • Dünya Savaşı’ndan bu yana küresel tansiyon ilk kez bu kadar geniş bir alanda eşzamanlı yükseliyor.
  • Dolayıyla devletler ya da devlet dışı aktörler bir şekilde bu yeni dönemde var olabilmeyi hedefliyor.
  • Bu noktada savaş uçakları, tanklar, SİHA’lar, çok gelişmiş füzeler vitrinde.

Rusya ile Ukrayna savaşı, İran-İsrail-ABD üçgenindeki gelişmeler, Suudi Arabistan ve Husiler arasındaki kriz… Tüm bunlara küresel deniz yollarının en önemli durakları arasında sayılan Kızıldeniz ve Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapanmasından tutun da Çin ve çevresinde yaşananlardan Afrika’daki gelişmelere kadar çok farklı gelişmeleri eklemek mümkün. Belki de 2.

Dünya Savaşı’ndan bu yana küresel tansiyon ilk kez bu kadar geniş bir alanda eşzamanlı yükseliyor. Dolayıyla devletler ya da devlet dışı aktörler bir şekilde bu yeni dönemde var olabilmeyi hedefliyor.

Bu noktada savaş uçakları, tanklar, SİHA’lar, çok gelişmiş füzeler vitrinde. Eli bu alanda dolu olanın karşı tarafa üstünlük kuracağına inanılıyor.

Ancak uzmanlar, bunun doğru olmayabileceği görüşünde. Özellikle de suyun altında ilerleyen ve tüm yerkürenin iletişim/veri yükünü çeken fiber optik kablolar denklemi bir anda değiştirebilir.

Ve herkesin kaybedeceği hayli sıkıntılı bir süreç başlatabilir. Geçtiğimiz günlerde Norveç medyasındaki bir haber hayli dikkat çekiciydi.

İddiaya göre Rus güçleri, Norveç açıklarında kritik denizaltı kablolarını devre dışı bırakacak yeni bir teknolojiyi test etmek istedi. ABD ve NATO unsurları bölgeye sevk edildi.

Rusya’nın hedefinde olduğu düşünülen 1.400 kilometrelik iki fiber optik kablo şimdilik bir zarar görmedi. Ama belli ki önümüzdeki dönemde bu meseleyi sıkça konuşacağız… Siber Diplomasi ve İstihbarat Araştırmaları Merkezi Koordinatörü Kübra Özden süreci yakından takip eden isimlerden… Suyun altındaki optik kabloların aslında Amerika, Avrupa, Afrika, Asya ve Avustralya arasında uzanan küresel bir ağ meydana getirdiğini söylüyor.

Dünya genelindeki veri trafiğinin ve internet iletişiminin yaklaşık yüzde 99’u deniz altı fiber optik kablolar üzerinden aktarılıyor. Özden’e göre buraya fiziksel veya siber bir müdahale olursa cin şişeden çıkabilir.

İnternet erişiminin kesilmesi, bankacılık ve ödeme sistemlerinin aksaması, ulaşım ve sağlık hizmetlerinin sekteye uğraması akla gelen ilk sonuçlar. Tabi bir de işin ‘devletler ve istihbarat kurumları’ tarafı var… Özden, “Kablo iniş istasyonları ve veri koridorları; pasif dinleme, sinyal istihbaratı ve veri trafiğinin analizi yoluyla stratejik bilgi elde etme imkanı sunuyor.

Bu nedenle deniz altı kablolar, yalnızca iletişim altyapısının değil, ekonomik ve güvenlik sistemlerinin de önemli bir bileşeni haline geldi.” diyor. Dolayısıyla burada meydana gelecek aksi bir durum neredeyse tüm insanlığı etkileyebilecek sonuçlar doğurmakla birlikte, istihbari-askeri iletişimi olumsuz etkileyebilir.

Kübra Özden, durumun yalnızca Kuzey Avrupa'da gündem olmadığını belirtiyor. Küresel ölçekte jeopolitik rekabetin önemli unsurlarından Kızıldeniz ve Hürmüz Boğazı gibi noktaların durumu da dikkate değer.

İki bölge de sıcak çatışmaya ve sabotaj risklerine hayli açık. Tarihte ilk kez hem Hürmüz Boğazı hem de Kızıldeniz aynı anda ticari trafiğe fiilen kapandığını anımsatıyor Özden.

Kızıldeniz'den geçen 17 denizaltı kablosunun Avrupa ile Asya ve Afrika arasındaki veri trafiğinin büyük çoğunluğunu taşır hale geldiğinden bahsediyor. Bu bölgelerdeki kırılganlığın somut örneği olarak, 2024'te Kızıldeniz'de Husi saldırıları üç büyük kabloyu kopardığında tam onarımın yaklaşık 6 ay sürdüğü bilgisini paylaşıyor. “Bu çerçevede kabloların korunması yalnızca fiziksel güvenlik önlemleriyle sağlanamaz.” diyor Özden.

Güzergahların sürekli izlenmesi, şüpheli deniz hareketlerinin tespiti, hızlı onarım kapasitesi ve alternatif güzergahları ‘dayanıklılığın temel unsurları’ olarak niteliyor.

Son zamanlarda sıkça duyduğumuz terimlerden biri de ‘drifting’ olarak bilinen sürüklenme meselesi. Bir geminin fiberoptik kabloların ya da kritik bir boru hattının geçtiği yerde şüpheli şekilde yavaşlamasına deniliyor.

Bu sürecin ‘haritalama’ olduğu kabul ediliyor ve benzer hareketler yapan unsurlara acilen müdahale ediliyor. Geldiğimiz noktada Kuzey Denizi’nde sürüklenme faaliyeti önceki yıllara göre yüzde 52 artmış...

Çin Denizi’nde ise 18 binden fazla geminin bu durumda olduğu rapor ediliyor. Bu da ‘sürüklenme’ faaliyetinin yüzde 88 artması anlamına geliyor.

Tüm bu hengamede elbette meselenin bir de Türkiye boyutu var. Kübra Özden, Türkiye’nin bu alanda dijital egemenliğini milli güvenlik meselesi saydığını belirtiyor.

Bölge devletleriyle yapılan deniz yetki anlaşmaları ve denizaltı projelerine dikkat çekiyor. Ankara’nın bu alanda öne çıkan bir aktör olduğunu ekliyor. “Temel risk, kritik altyapıların sabotaj ve hibrit tehditlere karşı yeterince korunamama ihtimali.

Bu nedenle altyapıların milli kapasiteyle güvence altına alınması, alternatif güzergahların geliştirilmesi ve hızlı müdahale kapasitesinin artırılması hayati önemde. Bunu başarırsak Türkiye, Avrupa-Asya veri akışında güçlü bir transit merkez haline gelebilir.

Bu da elbette elimizi farklı alanlarda güçlendirir.” diyerek sözlerini tamamlıyor.

İlgili Konular: #Dünya #Savaş #Hedefte

💬 Yorumlar (0) Siz de düşüncelerinizi paylaşın

Bu haber henüz yorumlanmadı. İlk yorumu siz yapın!

✍️ Yorum Yapın