‘İnsanların beni kendi doğrularımla kabul etmesini istedim’

‘İnsanların beni kendi doğrularımla kabul etmesini istedim’

Önce müzisyen kimliğiyle tanındı. Ardından oyuncu olarak kariyerinde adım adım ilerledi, ismini başrollere yazdırdı. Kariyerindeki başarısı gibi özel hayatında da mutluluğu yakaladı, haber spikeri Mer…

Bu onun 27 Temmuz’da baba olduktan sonra verdiği ilk röportaj. Heyecanı gözlerinden okunuyor. Röportajdan önce “Ne kadar sürer? Bebeğimi özledim” diyor. Sonra çiçeği burnunda bir baba olarak yaşadıklarını anlatarak giriyor söze. Feyyaz Şerifoğlu’yla muhabbete başlıyoruz...

◊ Öncelikle hayırlı olsun. Geçen hafta baba oldun...

Evet ve bu, baba olduktan sonra ilk röportajım. Bende ayrı bir yerin var, gerçekten bana uğurlu geldiğini düşünüyorum. O yüzden yaşadıklarımı seninle paylaşmaktan çok mutluyum.

◊ Çok teşekkürler. Senin de bende yerin ayrı. Yeni dünyaya gelen bebişinle başlarsak... Neler hissettin?

Dokuz ay boyunca annenin karnında taşıdığı çocuğun bir anda karşısına gelmesi bambaşka; gerçekten mucizevi bir şey. Oraları düşünüp çok kurcaladığın zaman işin içinden çıkamıyorsun. Onun dışında sana şunu söyleyeyim; eşim hamilelik haberini almadan üç ay önce bunu rüyamda gördüm.

◊ Nasıl? Ne gördün rüyanda?

Normalde asla rüya görmem. Yatarım, sabaha kadar siyah ekran... Bir gün kalktım, Merve’ye (Eşi Merve Dinçkol) dedim ki: “Bir rüya gördüm. Kalabalık bir evde ayaktaydım. Karşıdan kucağında bebekle bir kadın geliyordu. Yanıma yaklaşıp bebeği kucağıma verdi ve ‘Bu senin kız çocuğun’ dedi.” Anlatırken hâlâ tüylerim diken diken oluyor. Bu rüyadan yaklaşık üç ay sonra güzel haberi aldık. Üç-dört ay sonra da kız olduğunu öğrendik.

◊ Bebeği ilk kucağına aldığında neler oldu?

Onu bir gün kucağımıza alamadık, kuvözde kaldı. Olağan durumlardan biriymiş ama o gün bizim için geçmek bilmedi. Biz hastane odasındaydık, kızımız kuvözde. Özellikle Merve daha endişeliydi. Çünkü sadece doğumu yaptığı esnada bebeği gördü, sonra onu aldılar. Merve odaya çıktı. Bebeğin gelmesini beklerken kuvözde kaldığını duydu. Bir de ‘yoğun bakım’ tabiri var ya, algı olarak korku yaratıyor. Ben o esnada hep bebeğin yanına gittim, onu uzaktan izledim. Sonra tekerlekli sandalyeyle Merve’yi oraya götürdük, kucağına aldı kızını. Ertesi gün de bebek yanımıza geldi. Son yıllarda yapılan bir şey varmış: Baba üstünü çıkarıyor, bebeği ona veriyorlar, ten teması sağlanıp bağ kuruluyor.

Bir şey yükleniyor ama asla tanımlayamıyorsun Hakan. Bir de sol göğsüme koydum, kalbime yakın. Ama hâlâ bazen yabancılaşıyorum. Çevremdekiler “Birkaç ay sonra bebek seninle temasa geçtiğinde, bir-iki kelime söylediğinde bambaşka oluyor” diyorlar.

◊ Şimdiden sende değiştirdiği şeyler olmuştur...

Şu anda eve koşmak istiyorum. Onunla ne kadar daha vakit geçirebilirim, bunun hesabını yapıyorum. Bir de Instagram’daki bütün keşfet ekranım biberon, bez değiştirme ve gaz çıkarma videolarıyla dolu. Bunu dün fark ettim. ‘Ne ara buraya geldik’ dedim kendime (gülüyor).

◊ Bebeğinize ‘Defne Yaz’ ismini koydunuz. Neden bu ismi seçtiniz?

Merve çocukluğundan beri bir gün kızı olursa adını Defne koymak istiyormuş. Benim de sevdiğim bir isim. Ama biraz da şöyle yaptık: Merve-Defne birbirine uyuyor. Çocuğun cinsiyetini öğrenince Merve “Dur bakalım” dedi ve birkaç gün sonra “Yaz ismi için ne diyorsun” diye sordu. Hem yazın doğuyor hem Feyyaz’ın ‘yaz’ı. Böylece iki adı oldu. Merve’ye ve bana uydu. İki adı da Merve koydu.

◊ Defne Yaz büyüdüğünde bu söyleşiyi okusa ona buradan ne söylemek isterdin?

Defne Yaz’ım, Allah sağlık verdiği sürece hep arkanda dağ gibi duracağım.

‘Tek başıma kaldığımda istediğim gibi saçmalarım’

◊ Seni tanımayan birine kendini anlatman gerekse hangi cümleleri seçersin?

Seni dinleyebilirim, geçiştirmem. Sır saklayabilirim. Çok güzel eğlenebiliriz. Güzel yemekler yiyip, güzel şeyler yapıp gezebiliriz. Bana güvenebilirsin.

◊ Kimsenin bilmediği bir gerçeğin var mı?

Mesela maydanoz yiyemem. Bazı takıntılarım da var; bazen dururken bir parmağım diğerine değer. Sonra bütün parmaklarıma tek tek dokunurum falan (gülüyor). Ben de bu özelliklerimi yeni yeni keşfediyorum.

Tek başıma kaldığım zaman istediğim gibi saçmalamak. Mesela aynaya bakarak abuk sabuk şeyler yaparım.

◊ Şimdilerde aynaya baktığında karşında nasıl birini görüyorsun?

Daha duygulu, ayakları yere daha sağlam basan, sorumluluğu artmış birini görüyorum.

◊ Hayatta en büyük savaşın neydi?

Rize’de doğup büyümüş birinin hiç kimseyle bağlantısı olmadan İstanbul’a gelerek sıfırdan bir şeyi var etmesi benim en büyük mücadelemdi.

◊ Yani her şey o kadar kolay olmadı...

Hiç kolay olmadı. Çok büyük emeğim var. Vokalistlikle başladım. Bir albüm çıkarmak istiyordum. ‘O olmazsa oyunculuktan yürürüm’ gibi şeyler düşünmüyordum. Ama sahne için oyunculuğu da kapsayan eğitimler alıyordum. Yine de bu kadar müzik sevdalısı olan birinin insanlar tarafından oyunculukla tanınacağı hiç aklıma gelmezdi.

◊ Güzel sesinle evde bebeğe ninni söylüyor musun?

‘Yalnız benim için bak yeşil yeşil...’ şarkısını söylüyorum.

◊ Çocuğa Türk sanat müziği mi okuyorsun?

Evet (gülüyor). Ben bunu anne karnındayken de söylüyordum. Bebişim dünyaya geldi, ağlama krizinde gerçekten bu şarkıyı söylediğimde susuyor.

‘Aşk azalan değil artan bir şey’

◊ Evleneli bir sene oldu. Evlenince, hele bir de çocuk olunca aşk da evrilir derler. Sizin ilişkiniz nasıl gidiyor?

Biz dördüncü yılımızda nişan yapıp beşinci yılımızda evlendik. O süre zarfında aşkımız hep katlanarak arttı. Çocuk da bunun meyvesi oldu. İlişkimizde birbirimize olan bağlılığımız, saygımız, sevgimiz baki. Şimdiye kadar iki kişiyken şimdi üç kişi olmanın denklemini çözüp ona göre şekil alıyoruz.

◊ Sen yetenekli ve popüler bir oyuncusun. Merve de çok başarılı bir haber spikeri. En popüler olduğunuz dönemlerdeyken birlikte olup evlendiniz. Yeşilçam yıllarında jönler popülerliklerini kaybetme korkusuyla evlenmezmiş. Sen hiç böyle tereddütler yaşadın mı?

Hiç yaşamadım, tam tersine insanların beni kendi doğrularımla kabul etmesini istedim, diledim. Nitekim öyle de olduğunu düşünüyorum. Bir de çağın değişmesiyle starlık kavramı şekil değiştirdi, bugün evli insanların mesleki olarak çok kez rağbet gördüğüne şahit oldum. Ben hissettiğimi yaşadım. O yüzden mutluyum.

◊ Sence mutlu ilişkinin sırrı ne?

Gerçekten birbirinin alanına saygı duymak, sadakat ve iyi arkadaş olmak. Bunlar bir araya geldiği zaman başka bir şeye gerek duymuyorsun.

◊ Aşkı nasıl anlatırsın?

Aşk karşındakinin gözlerine baktığında gün geçtikçe daha da artacağını bildiğin, azalan değil artan bir şey.

‘Çabasız komik olmayı çok severim’

‘Muhtemel Aşk’ devam ediyor. Tolga karakterini canlandırıyorum. Başta zengin, baba parası yiyen, klasik şımarık bir zengin çocuğu gibi görünüyor ama benim hoşuma giden öyle bir karakter olmaması. Tırnaklarıyla kazıyıp başarılı bir mimar olmuş ve babasının vefatına neden olan kişiyi batırmak üzere Türkiye’ye geliyor. Sonra da başka bir şeyle karşılaşıyor. Ben Tolga’yı çok iyi anlıyor ve seviyorum.

◊ Canlandırdığın karakter gibi senin hayatında da intikamın yeri var mı?

Mesela bir şarkı çıkaracaksın. O şarkıda sana destek vereceklerini söylerler. Ama sen o dönem kimse değilsen, tanınmıyorsan, gerekli desteği alamazsın. Sonra bir şey olur, insanlar seni tanımaya başlar. Aynı kişiler değişir ve yanına gelirler. O zaman sen dersin ki “Düşüneceğim”. İntikam değil ama bu tarz şeyler bana keyif verir. Zamana bırakmak ve onun sana geri gelmesi...

◊ Sevdiğin kadın için Tolga kadar mücadele eder misin?

Eğer uğrunda mücadele etmem gereken bir şey varsa, karşılığını bulacağımı bildiğim bir durumsa mücadele ederim ama başkasından hoşlandığına eminsem boşa kürek çekmem.

◊ Peki, Tolga’nın sana benzeyen yanları neler?

Tuttuğunu koparan biri. Ha, bu arada, ilişki anlamında bana karşımdaki Defne gibi davransa topuklar, uzaklaşırım. Orada Tolga’dan ayrılıyorum.

◊ Romantik komedi deyince insanların aklına oyunculuk açısından daha kolay bir iş gibi geliyor. Öyle mi?

Dramda duygu devamlılığı diye bir şey var. Ama romantik komedilerde her bölümde keskin değişiklikler olabiliyor. O anlamda ikisi arasında böyle bir fark var diyebilirim. Romantik komedi daha enerjik olduğu için daha da eğlenceli.

◊ Sen romantik ve de komik misindir?

Ben çabasız komik olmayı çok severim. Bence romantiğim de. Mesela evlenme teklifini Capri’de yaptım. Taksi sırasından dolayı 1 kilometre merdiven çıktık. Yüzüğü sırt çantamda taşıdım. Sonra istediğimiz mekân açılmamıştı, başka yer bulduk. Ben lavaboya gidip üstümü falan değiştirdim, bence romantikti.

◊ Seni önce müzisyen olarak tanıdık. Bir pop şarkısı yapıp her an patlatabilir misin, yoksa sadece oyunculuk mu yapacaksın?

Müzik bende bitmez, çok başka bir tutku bu. Geçen sene Sezen Aksu şarkıları projesinde sahneye çıkmıştım, geçenlerde oradan bir video paylaştım. İnsanlar çok güzel tepkiler gösteriyor, bu da beni mutlu ediyor. O sebeple bir şarkı da çıkarabilirim, orayı bırakamam.

‘Usul usul, ilmek ilmek bir şey işliyorum’

◊ Oyunculukta yedi senen doldu. Bu iş sana ne öğretti?

Oyunculuk bana sabretmeyi ve setteki krizi yönetmeyi öğretti. Beni olgunlaştırdı ve sevginin paylaşıldıkça daha da arttığını gösterdi.

◊ Oyunculuk dünyasında nelerden rahatsızsın?

Oyunculuğa başladığımda “Bu çocuk başrol, ne alaka” denmişti. Birine bir şey nasip oluyorsa ona saygı duyulması gerektiğine inanıyorum. Oradaki o kötü hırslar beni rahatsız etti. Bu, insanın olduğu her yerde var. Fakat bu meslekteki insanların önünde olma hali başka bir şey ve daha büyük olduğu için o kötü hırsların derecesi de daha çok oluyor.

◊ İnsanların önünde olma haline senin hiç kendini kaptırdığın oldu mu?

Ben bir gün gerçekten bunları yaşayacağımı biliyordum; ama sahnede, ama kamera önünde... O yüzden hep kendimi hazırladım. Mümkünse bir anda parlayıp çok ünlü olayım ve çok para kazanayım gibi derdim de olmadı. Adım adım ilerleyeyim, daha kalıcı olayım ve gerçekten insanlarla güçlü bir bağım olsun derdindeydim. Ve yedi yıllık oyunculuk kariyerime baktığım zaman doğru yolda olduğumu görüyorum.

◊ Yedi yıl içinde çok magazinin olmadan, skandallara imza atmadan tanındın...

Bende strateji yok. ‘Şu hareketi yapayım da konuşulayım’ gibi şeyler düşünmem. Ben ne hissediyorsam, ne yaşamak istiyorsam onu yaptım.

◊ Sence fiziğinle mi buradasın, yeteneğinle mi?

Ekrana iş yaptığımız için görsel ve yeteneğin bir paket olması lazım. Ben usul usul, ilmek ilmek bir şey işliyorum. Orada yeteneği de fiziği de gösteriyorum.

Kaynak: Hürriyet Yaşam

Yorumlar