‘Türkiye’nin stratejik önemi artabilir’

‘Türkiye’nin stratejik önemi artabilir’

İspanya’nın Kuzey Afrika’daki ‘toprağı’ Ceuta’ya (Sebte) üç gün içinde Fas’tan 60 bin göçmenin gitmesi yeni bir göç tartışması başlattı. Bu olayın ülkelerin sınır politikalarına ve Türkiye’ye etkisini…

Geçen haftanın gündeminde yüzerek Ceuta’ya giden yaklaşık 60 bin göçmen vardı. Bu kitlesel hareketin nedenleri olarak Fas’taki ekonomik sıkıntılar, genç işsizliği, Avrupa’ya ulaşma arzusu, kaçakçı ağlarının faaliyetleri ve sosyal medyada yayılan ‘sınırların açıldığı’ yönündeki yanlış bilgiler gösterildi. Göçmenler geri döndü ama tartışmalar devam ediyor. Bu konuda öne çıkan konuları İstanbul Bilgi Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Tuğçe Erçetin ve ORSAM (Ortadoğu Araştırmaları Merkezi) Kuzey ve Doğu Afrika Koordinatörü Dr. Kaan Devecioğlu’yla konuştuk.

‘Fas’ta genç işsizliği yüzde 40 civarında’

◊ 31 Temmuz’da yaşanan gerçekten bir göç krizi miydi?

Ceuta, İspanya’nın Kuzey Afrika’daki ‘toprağı’. Önce 1415’te Portekiz, sonra da 1580’de İspanya kontrolüne giren bir yerleşim. Ceuta’yla daha doğusundaki Melilla, Avrupa Birliği’nin Afrika kıtasındaki tek kara sınırı. Bu iki yerleşimi Fas ‘işgal altındaki topraklar’ olarak tanımlıyor. Daha önce de bu iki yere benzer göç hareketleri yaşanmıştı. Bugün bunun sadece bir göç krizi olup olmadığına yakın geçmişteki bir olayı hatırlayarak bakabiliriz. 2021’de Fas’a karşı bağımsızlık mücadelesi yürüten Batı Sahra’daki Polisario Cephesi’nin lideri İbrahim Gali’nin İspanya’da COVID-19 tedavisi görmesine izin verilmesi, İspanya ve Fas arasında gerilim yaratmıştı. Fas’tan Ceuta’ya o dönemki göç hareketini Fas’ın organize ettiği gündeme gelmişti. Bugün 70’in üzerinde ölüm yaşandı, o gün de onlarca yaşam yitmişti. Son olayda görünen ana amaç daha iyi ekonomik koşullar, yoksul grupların ‘İspanya toprağına’ ulaşma hedefi. Fas’ta genç işsizliği yüzde 40’lar civarında. Ancak yaşananların sadece bir göç krizi mi yoksa arkasında kimi ülkelerin olduğu; başka niyetleri, mesajları olan bir durum mu yaşandığı tartışmaları son derece ciddi. (Dr. Tuğçe Erçetin)

‘Spekülasyon düzeyinde kalıyor’

◊ Krizin Fas üzerinden ve İsrail’in desteğiyle yürütüldüğüne ilişkin iddialar konusunda ne düşünüyorsunuz?

Fas’la İsrail arasında 2020 yılı sonrasında savunma, istihbarat ve teknoloji alanlarında gelişen ilişkiler, ABD’nin Fas’ın Batı Sahra üzerindeki egemenlik iddiasını tanıması ve İspanya’nın Gazze savaşı sonrasında İsrail’e karşı daha eleştirel bir çizgi benimsemesi, olayların daha geniş bir jeopolitik senaryo içinde yorumlanmasına yol açıyor. Ayrıca 2021’de Fas-İspanya gerilimi sırasında binlerce kişinin kısa sürede Ceuta’ya geçmesi, göçün devletlerarası pazarlıkta dolaylı bir baskı aracı olarak kullanılabileceğini göstermişti. Ancak siyasi bağlamın böyle bir ihtimali akla getirmesi, İsrail’in doğrudan rol aldığı iddiasını kanıtlamaz. Bugün için daha ihtiyatlı değerlendirmenin, Fas’ın sınır yönetimindeki tutumunun ve müdahale hızının sorgulanabileceği, fakat İsrail destekli organize bir operasyon iddiasının spekülasyon düzeyinde kaldığı yönünde olduğunu söyleyebilirim. (Dr. Kaan Devecioğlu)

‘Sınırlarında sert önlemler alma niyetindeler’

◊ Avrupa Birliği’nin sınır politikası sertleşir mi?

Avrupa’da giderek yükselen aşırı sağ hatta onlara uyan kimi merkezdeki partiler, göçmenleri kendi sınırlarının dışında tutmak için, geçiş ülkelerine başta maddi destek, değişik konularda daha fazla anlaşma yapma hazırlığındalar. Kendi sınırlarında da daha sert önlemler almak niyetindeler. İki ay önce yürürlüğe giren GEAS olarak kısaltılan Ortak Avrupa İltica Sistemi’yle birlik sınırları dışında özellikle Afganistan, Suriye gibi ülkelerden gelenler için sınır bölgelerinde hızlandırılmış inceleme süreçleri başlatıldı. Geçen salı günü Ceuta’da yaşananlarla ilgili toplanan AB içişleri bakanları buluşmasının ardından yeni bir eylem planından bahsediliyor. Göçmenlerin geldikleri ya da geçiş yaptıkları ülkelerle işbirliğinin artırılması en önemli madde olarak öne çıkıyor. Bir diğer vurgu da sosyal medyadaki dezenformasyonun zamanında tespitine dair çalışma kararı. Ayrıca Avrupa Sınır ve Sahil Güvenlik Ajansı (Frontex) aracılığıyla dış sınır korumasının artırılması yolunda da adım atılması kararı alındı. Frontex’in göçmen ve mültecilere yönelik geri itme-pushback uygulamaları sırasında insan hakları ihlalleriyle gündeme geldiğini de not etmek gerekir. (Dr. Tuğçe Erçetin)

‘Daha fazla göç yönetimi sorumluluğu...’

◊ Türkiye’nin göç yönetimindeki rolü nasıl etkilenir?

Bu durumun Türkiye’nin AB açısından önemini azaltmayacağı, tersine artırabileceği kanaatindeyim. AB’nin Kuzey Afrika’da Fas, Tunus, Mısır ve Libya’yla kurmaya çalıştığı göç ortaklıklarının benzerinin Türkiye’yle de kurulması güçlü biçimde gündeme gelebilir. Ancak Türkiye açısından temel mesele, göç işbirliğinin yalnızca ‘Avrupa’nın sınır bekçiliği’ çerçevesine indirgenmemesi. İşbirliğinin mali yük paylaşımı, yasal göç kanalları, gönüllü geri dönüş, kaynak ülkelerde kalkınma, insan kaçakçılığıyla mücadele ve mültecilerin temel haklarının korunması boyutlarını da içermesi gerekiyor. İkinci olarak, Batı Akdeniz ve Atlantik rotalarının daha sıkı denetlenmesi göç akımlarının durması anlamına gelmez. Bir rota kapandığında veya riskli hale geldiğinde kaçakçı ağları alternatif güzergâhlara yönelir. Fas-İspanya hattının sıkı kontrol altına alınması, Sahraaltı Afrika’dan gelen  hareketliliklerin Libya-Orta Akdeniz hattına, Mısır ve Doğu Akdeniz güzergâhlarına veya Balkan rotasına kaymasına yol açabilir. Ceuta kriziyle Türkiye için iki tablo ortaya çıkıyor: AB’nin sınır güvenliğini dışsallaştırma politikası Türkiye’nin pazarlık değerini artırabilir. Diğer taraftan bu durum Türkiye’nin daha fazla göç yönetimi sorumluluğu yüklenmesi riskini beraberinde getirebilir. (Dr. Kaan Devecioğlu)

‘Popülist liderliğin siyasi hesaplaşması...’

◊ Olay, Avrupa aşırı sağı için bir propaganda malzemesine mi dönüştü? Trump da ABD halkına yönelik “Seçimlerde Cumhuriyetçileri seçmezseniz benzerini yaşarsınız” yönünde bazı açıklamalar yaptı...

Bu tür krizler göç politikalarını yalnızca güvenlik düzeyinde değil, siyasal söylem ve seçmen davranışı üzerinden de etkiliyor. Ceuta’daki görüntüler, aşırı sağ ve göç karşıtı hareketlere göçü bir insani hareketlilikten ziyade ‘istila’, ‘sınırların çöküşü’ veya ‘devlet egemenliğine tehdit’ şeklinde sunma imkânı verdiğini söyleyebiliriz. Trump’a atfedilen açıklamaları da bu küresel siyasal iletişim biçiminin parçası olarak görmek gerekir. Burada gerçek bir göç hareketliliğinin nedenlerini açıklamaktan çok, Avrupa’daki kriz görüntülerinin Amerikan iç siyasetinde seçmeni harekete geçirmek amacıyla kullanılmasının söz konusu olduğu kanaatindeyim. (Dr. Kaan Devecioğlu)

Ceuta’da yaşananlara İtalya’daki sağcı Meloni (Giorgia Meloni) hükümetinden gelen tepki en öne çıkandı. Bir yandan partisi, Ceuta sokaklarındaki göçmen fotoğraflarını sosyal medyadan paylaşarak ‘Solun örnek aldığı Sánchez (İspanya Başbakanı Pedro Sánchez) modeli böyle’ derken diğer yandan Meloni güvenlik gerekçesiyle İtalya’yla İspanya arasındaki Schengen düzenlemesini askıya aldı. Bu daha çok iç kamuoyuna verilen ‘Güvenlik konusunu biz sağlarız’ mesajıydı aslında. Görüntüler sadece İtalya’da değil Avrupa Birliği içinde de siyasi tartışmalara yol açtı. Aslında son dönemde ana politikalarda farklı çizgi izleyen Sánchez’e karşı bir yıpratma kampanyasına da döndü bu iş. Gazze soykırımında suskun kalan diğer Avrupa ülkelerinden farklılaşıp tepki veren, İran savaşına karşı çıkan ve göçmenlere yine diğerlerinden farklı yasal statüler sağlayan bir lider olarak ahlaki üstünlüğü elinde tutuyordu Pedro Sánchez. Avrupa’daki sağ partiler özellikle göç konusunda onu uzun süredir eleştiriyordu. Ceuta’da yaşananların bir kısmını da göç, savaş karşıtlığı gibi konularda farklı, daha hümanist tavır alabilen bir lidere karşı, şu an dünya düzeninde daha çok sesi çıkan bir sağ popülist liderliğin ‘siyasi hesaplaşması olarak da okumak’ mümkün. (Dr. Tuğçe Erçetin)

Kaynak: Hürriyet Yaşam

Yorumlar